X-Men: Days of Future Past

Hatırlayacağınız üzere X-Men Origins: Wolverine filmiyle X-Men serisinden beklentilerimizi en asgari seviyelere çekmiştik. Üstelik onun bir öncesi X-Men: The Last Stand de pek şatafatlı değildi. Lakin seri içinde kendine bir yer bulmuştu. Hal böyleyken X-Men: First Class’ın ne derece başarılı olunacağı tam bir muammaydı. Gelin görün ki X-Men: First Class hem yenilikleriyle hem de ayrı bir seri olma konusundaki gayretiyle hepimizi ortak bir heyecanda tekrar buluşturmuştu.

x-men-days-future-past-kitty-pryde-iceman

First Class’ın devamı olan X-Men: Days of Future Past etkileyici ‘uzak olmayan bir gelecek’ ile başlıyor. Bu gelecekte insanoğlu mutantlara karşı Sentinel adlı robotlar geliştirerek bir cadı avı başlatmıştır. Yaşam alanları bir hayli kısılan mutantların gelecek adına umutları yok olmuştur. Fakat Charles Xavier ve Erik Lehnsherr’in bir planı vardır. (Geçtiğimiz sene The Wolverine’nin jeneriğinden sonra bu konuda ufak bir sahne görmüştük) Wolverine geçmişe gönderilip bu geleceği değiştirmek adına genç Charles Xavier ve Erik Lehnsherr’i uyaracaktır.

Raven-in-X-Men-Days-of-Future-Past

Days of Future Past’in seyirciyi en heyecanlandıran kısmı X-Men külliyatındaki jenerasyonları bir araya getirme fikridir. Elbette zaman yolculuğu kapsamındaki bu buluşma safsatalardan kaçınmayı iyi beceriyor. Hatta eski kadim dostlardan Storm, Kitty, Rogue, Scott, Bobby, Jane’i görmek üzerimizde büyük bir duygusal bağ yaratıyor.

X-Men filmlerine genel olarak baktığımızda her zaman politik bir duruşları vardır. Nitekim First Class ile Küba Krizi’ni ele alan senaristler insan-mutant dramatik çatışmasını güçlendiriyordu. Days of Future Past ise yine politik meselelerle dirsek temasında bulunuyor.

Days of Future Past’te Magneto’yu biraz daha geri planda buldum. Elbette hikaye için yine önemli bir yer kaplıyor ama First Class’taki ağırlığı biraz ivme kaybetmiş. Yalnız bir kez daha Michael Fassbender’in Magneto karakterine nasıl muhteşem oturduğu düşünemeden edemedim. Mystique’in önemli ölçüde hikayede kendine yer bulduğu görülüyor. Bunu Jennifer Lawrence’ın popülerliğine bağlamak ne kadar doğrudur bilmiyorum ama büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Charles Xavier ise bu kez hikayenin omurgası konumunda. Sakatlığından sonra hem büyük bir bunalımın hem de güçlerini kaybetmenin eşiğine geliyor. Elbette bu sancılar nitelikli bir karakter yaratıyor.  James McAvoy de bu fırsatı kaçırmayıp iyi bir oyunculuk çıkarıyor.

X-Men-Days-of-Future-Past-16

Bir sahneden bahsedemeden geçemeyeceğim. Magneto’nun oğlu olan Quicksilver’ın polislerle sahnesi Time In A Bottle eşliğinde pek şahane olmuş. Marvel filmlerinde bugüne kadar gördüğüm en eğlenceli sahnelerden biriydi. Anlaşılan gelecek filmde de kendisini göreceğiz.

Yönetmenlik koltuğuna Bryan Singer’ın oturması da herkeste ayrı bir heyecan yarattı. First Class’ın başladığı iş üzerine fazlasıyla malzeme koyan Bryan Singer, X-Men külliyatına büyük bir başarı kazandırıyor. Hatta serinin en iyi filmi kabul edilen X2’dan daha iyi olduğunu savunanların sayısı hiç az değil. Lafı toparlarsak bu yaz(?) ayında X-Men: Days of Future Past herkese ilaç gibi gelecektir.

3.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş