Tv’nin Pek Abartılan Dizileri

Altın çağını yaşayan televizyon üzerine şu aralar tahsis yapmakta olan Faruk’un önerisiyle çıktım yola. Önce “5 Berbat Dizi” dedik. Sonra bu başlık üzerine kafa yorunca çıkan sonuçların hep birileri tarafından takdir edilen, ama benim abartıldığına inandığım yapımlar olduğunu gördük. O yüzden size kötüleri değil de, izleyicinin iddia ettiği kadar iyi olmayan ve yarattığı gürültü sebebiyle prestijli ödüllerde hak edenlerin yerini çalan beş diziyi seçtim. Üzerine karalarken de dilime pek ayar çekmedim. “Kırılmaca, gücenmece yok.” diyemeyeceğim; çünkü hayranı bol yapımlara çamur atmak için kolları sıvamış durumdayım. Minareyi çaldım, kılıfımı da cebime koydum. Buyrun size daha iyi sayısız alternatifi olan o beş abartılmış dizi:

1) THE BIG BANG THEORY

big bang

Stüdyo komedileri, 2000’li yılların başında tozlu raflarda yerini alan, çoktan paslanmış bir tür. Zaten dikkat ederseniz hala According to Jim, The King of Queens vb. dizileri komik bulanların çoğu 30’lu yaşlarını geçti. The Big Bang Theory, izledikçe insanın içine fenalık getiren tekdüze esprileri, bir türlü gelişme göstermeyen karakterleriyle stüdyo komedilerinin tüm yapay özelliklerini taşıyor. Başrolde de yıllardır aynı tonlamalar ve mimiklerle, bir de insanın tüylerini ürperten “Bazinga!” repliğiyle her yerde karşımıza çıkan dünya yakışıklısı (?) Jim Parsons var. Tek bir bölümüyle dahi izleyicide kalıcı hasar bırakıp, mizahtan soğutan yapım ne yazık ki hala Amerika’da en çok izlenen dizilerden biri. Ama şunu da unutmamak gerek ki, nicelik asla nitelikten değerli olmuyor. Hele ki söz konusu sinema ve buna benzer sanat dalları olunca… Özetle, The Big Bang Theory reytingleriyle Türkiye’den Arka Sokaklar’a karşılık gelen aşırı abartılmış, bir Çocuklar Duymasın ekolü.

2) SCANDAL

scandal

Anneanne ve babaannesinin evinde hayatının bir kısmını, en azından gündüz kuşağına gelen saatleri geçiren tüm 90’lı gençler Yalan Rüzgarı ile Cesur ve Güzel’i hatırlar. İşte şimdi o pembe dizi türünün biraz daha modernleştirilmiş, ama aynı ağdalı saçmalıklara ve abartılı oyunculuklara sahip bir versiyonuyla tanışma vakti: Scandal! Siyahi bir oyuncuyu sırf siyahi olduğu için alkışlayınca ırkçılıktan yakayı sıyırdığını sanan küçük kafalı (yoksa et beyinli mi demeliydim?) Amerikalılar’ın son harikası Scandal, üç yıldır tren enkazı gibi hikayeler anlatmaya devam ediyor. Konusunu tek bir cümleyle özetlemek de pek mümkün değil. Sürekli gözlerini kocaman kocaman açıp, dudaklarını dışarı çıkartan Kerry Washington sözde “güçlü” insanların sorunlarını yargıya intikal etmeden çözen bir danışman. Ve tabii ki de yolda görseniz “İşe bu kılıkla mı gidiyorsunuz?” diyeceğiniz bu hanımefendi, Amerika’nın en güçlü adamlarından biriyle yatıyor. SKANDAL!

3) ORPHAN BLACK

orphan black

Bir grup izleyicinin Tatiana Maslany’yi “Yüzyılın en iyi kadın oyuncusu!” diye yutturmaya çalıştığı Orphan Black, insanın tahammül sınırlarını zorlayan dizilerden bir diğeri. Farklı karakterleri (daha doğrusu klonları) basit aksan oynamaları ve renkli peruklarla canlandıran, yeteneklerinin sınırlı olduğunu yüzlerce metreden anlayabildiğiniz bir aktris bir kere Maslany. Onun yakın arkadaşı olarak Mars Attacks filminde makyajsız uzaylıyı oynayabilecek bir adamı izliyoruz, ki o da en az Maslany’nin kuru oyunculuğu kadar baş ağrısı yapıyor. Bir de işte bu kızcağızımızın klonlarının hayatlarında yer eden birkaç farklı eklenti var diziye, ki hepsi de tek boyutlu hayatlarıyla adeta birer figüran. Öyle ki hepsini aynı aktör canlandırsa, fark etmezsiniz. Ama işte izleyen var mı? Var. Bu sevdayı anlamak mümkün mü? Değil. Tabii biz Kınalı Kar’ı, Berivan’ı görmüş bir nesiliz. Bize koymaz…

4) SHERLOCK

sherlock

Sherlock için kötü bir dizi demek hakikaten haksızlık olur. Fakat evet, Sherlock abartıldığı kadar iyi bir dizi değil. Peki neden? Bir kere bugüne kadar ekrana gelen 10 bölümünde de aynı senaryo matematiğini kullanarak sürekli tekrar yapıyor. Önce Benedict Cumberbatch deli işi takıntılarıyla bir olaya burnunu sokuyor. Ardından Martin Freeman etrafında homurdanıyor. Cumberbatch espri yapıyor, isabetli tahminlerde bulunuyor. Birden tüm olaylar sarpa sarıyor. Freeman’ın çözüme ucundan bir katkısı oluyor. Hooop her şey en tehlikeli anda çözülüyor. Ve tabii ki de aksiliklerin bile Cumberbatch’in canlandırdığı Sherlock Holmes karakterinin zekasından kaynaklandığını öğreniyoruz. Şimdi söyleyin bana ey ahali, bu mu muazzam dizi? Araya katılan renkli karakterler iki aktörün tekdüze oyunculuğunu unutturmasa belki…

5) TRUE DETECTİVE

true detective

Koca bir yılımı True Detective’in türünün diğer örneklerinden tek bir ayrılan yanı olmadığını söyleyerek geçirdim. Ve neyse ki pek sevgili Televizyon Akademisi de sosyal medya sayesinde bu noktalara gelen diziyi ödüllere boğmadı. True Detective, başroldeki iki oyuncusunun karizmasından ve muazzam görüntü yönetiminden beslenen; fakat en basit mevzuyu bile yarım saate yayarak lafı ağzında gevelemekten hoşlanan ortalama bir yapım. Öyle ki karşısında mücadele verdiği Breaking Bad, Mad Men ya da Game of Thrones gibi yapımların karakter gelişimi konusunda uzmanlaşmış yazarlarıyla aşık atabilecek kapasiteye sahip değil. Son oynadığı 10 filmde aynı adamı canlandıran McConaughey’nin 12 ay içerisinde türeyen fanlarını saymazsak kimse de True Detective’in iddia edildiği gibi bir başyapıt olduğunu düşünmüyor zaten. Umuyorum, önümüzdeki yıl başlayacak ikinci sezonda bu ufunet getiren durağanlıktan kurtulabilirler.

Umur Çağın Taş (Oscar Boy)

 

Yazıyı Paylaş