Tom à la ferme

Xavier Dolan için değişim rüzgarları –kimi kesimlere göre en olgun filmi olan- Laurence Anyways ile kapıya dayanmıştı. Ergenliğin sanrılarını eşikte bırakan Dolan’ın Laurence Anyways ile bir sınıf atlamak istediği aşikardı. Fakat Dolan’ın asıl başarısı, ergenliğin kendi üzerinde bıraktığı tesirin -henüz geçmemişken- ortaya çıkardığı hissiyatlardı. Annemi Öldürdüm de Hayali Aşklar da yeniyetme duygularla bezenmişti. Filmlerin asıl başarısı da buydu. Tüm o karmaşayı seyirciye bulaştırmayı iyi beceriyordu. Laurence Anyways’in en büyük problemi ise kurgusundaki çatırdamalardı. Dolayısıyla filmin belli bölümlerini sevsem de cesur bir makaslamayla çok daha iyi bir sonuç alınabilirdi.

2

Dördüncü filmi Tom Çiftlikte ile gerilim sularına yelken açan Dolan’ın doğal olarak önceki anlatılarının dışına çıkacağı açıkça görülüyordu. Yalnız rotasını belirlediği bu Hitchcockvari anlatının altında ezildiği de apaçık ortada.

Tom’u erkek arkadaşının cenazesi için tekin olmayan bir çiftliğe sürükleyen Dolan, misafir olmanın getirdiği sükunet ve ev sahibi olmanın getirdiği otorite arasında bir kedi-fare oyunu kuruyor. İstenmeyen şahıs olan Tom –tabii ki yeni olmanın getirdiği dezavantajla da- birbirinden acımasız kapanlara yakalanıyor. Sükunetini koruma ve otorite arasında geçen bu oyun Tom’un zihninde patlak veren çatışmaları gün yüzüne çıkarıyor. Belirli periyotlarla bu oyun zengin mahsuller veriyor.

3

Xavier Dolan, Tom’un halet-i ruhiyesini paramparça etmek için Francis’i bir dış tehdit olarak konumlandırıyor. Öte yandan Tom’un çiftliğe gelmesiyle her saniye yükselen homofobik duvarı Francis ve Tom arasındaki kıvılcımlarla yıkmaya çalışıyor. Stockholm sendromu paralelliğindeki yaklaşımlarla çarpık gerilimler üzerine bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışan genç yönetmen, çoğu kez hedeflediği gerilim dozajını iyi tutturamıyor.

O kadar negatifliğin içerisinde filmin belli başlı fikirleri varlığını ortaya koyabiliyor. Örneğin Tom’un, Sarah ile konuştuğunu anlattığı sahne filmin en temel dramalarından birine dönüşüveriyor. Yine bar sahnesi de hikayenin içinden sıyrılıp kendine yer bulabiliyordu. Fakat buralarda bile ortaya çıkan sorun  bunların Xavier Dolan’ın önceki filmlerinde tutturduğu formülün yansımaları olmaları. Dolayısıyla ortaya yeniden “Sadece belli başlı konuları aktarabiliyor.” sorunsalı ortaya çıkıyor. Üstelik filmin kurgusu öyle bir servis ediliyor ki ‘bir oradan bir buradan’ hissiyatını doğuruyor.

Yazının sonlarına gelirken Xavier Dolan için “Sadece anne ve eşcinsellik temalarını mı anlatabiliyor?” diye endişelenmemek elde değil. Çünkü “Kendini tekrar edecek mi?” sorusu beynimizi kemiriyor. Sonuç olarak sonraki filmi Mommy ile Cannes’da Jüri Ödülü kazansa da sanırım biz Xavier Dolan’dan yeni olan bir şeyler izlemek isteğimize karşı koyamayacağız.

2.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş