The World’s End

2004 yılında Cornetto Üçlemesi’nin ilk filmi Shaun of the Dead filmiyle hayatımıza giren yönetmen Edgar Wright ve müdavimleri Simon Pegg ile Nick Frost yine tüm ihtişamlarıyla beyazperdeyi aydınlatıyor. Üçlemenin son filmi olan The World’s End, Shaun of the Dead ve Hot Fuzz gibi deli dolu bir yol çiziyor. The World’s End her ne kadar Hot Fuzz’ın polisiye anlatıma ters düşse de Shaun of the Dead’i atlatamıyor, onunla aynı sokağa çıkıyor.

2d

Gary uzun süre görmediği çocukluk arkadaşlarını ziyaret etmeye başlar. Tabi bu ziyaretin amacı bellidir: Yıllar önce gençliğinde tamamlayamadıkları altın yol macerasını bu sefer tam anlamıyla gerçekleştirmek. Bu da kasabanın 12 barında, her birinde bir bira içmek kaydıyla geceyi bitirmek. Ana amaç son bar olan The World’s End’e ulaşmak. Tahmin etmesi zor değil, Gary’nin işi teorikte anlatıldığı kadar kolay olmayacaktır.

Tarzıyla ayrıksı sinemasını oluşturan Edgar Wright, Cornetto Üçlemesi içerisinde The World’s End’in adını fosforlu kalemle çiziyor. Bilim-kurgu kökenli bir hikaye anlatan Wright, dur durak bilmeyen bir koşuşturmanın içine tüm cephanesini yerleştirerek Shaun of the Dead’e paralel bir seyirlik sunuyor. Edgar Wright’ı farklı kılan tek özelliği ise bağıra bağıra bir sistem eleştirisinde bulunması. Fakat ne yazık ki dozu öyle aşıyor ki bu sefer kör göze parmak kıvamına ulaşıyor. Açıkçası benim Edgar Wright’tan beklediğim serinin her filmini ayrı ayrı dosyalamasıydı. Tam tersine iki sayfalık bir dosya açan Wright, The World’s End’i Shaun of the Dead ile aynı dosyaya koymaktan çekinmiyor. Dolayısıyla Wright’ın öğle ve akşam yemeği menüsü aynı oluyor.

3

“Kapitalizm insan doğasını baltalamakla kalmıyor, ruhunu söker, yerini alır.” söylemiyle yola çıkan Edgar Wright, kendi filmi içerisinde manifestosunu oluştuyor. Wright, yerinde örneklerle her şeyin aynı olmaya başladığı bir evrende mükemmelliyet denilen şeyin ruhsuzluk ve tekdüzelikten başka bir şey olmadığını söylüyor. Baştan sona bu savın örneği olan Gary’nin hikayeyi iyi beslediğini de takdir etmek gerekiyor. Fakat asıl sorun yukarıda bahsettiğim gibi burada dengenin mayası tutmuyor. Finale doğru Gary’nin sistemle diyalektik konuşması Tanrı ve evren sorgusuna kadar dayanıyor. Bu konuşmanın ağızlarda ekşi bir tat bıraktığını söylemekte lazım. Bunun temel sorunu da mizansenin zayıf olması; hatta yapmacığa kaçması.

Simon Pegg ve Nick Frost başta olmak üzere filmin tüm oyuncuları üstüne düşeni yerine getiriyor. Diğer iki filme göre duygusal tonun bastırdığını söylemekte de fayda var. Filmin tüm eksikliklerine rağmen insanı eğlendirdiğini söyleyebilirim. Hatta iyiden iyiye çöplüğe dönen blockbuster pazarında bir nimet!

3.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş