The Revenant

revenant-gallery-18-gallery-image

Marlon Brando, Apocalypse Now filminin son yarım saatinde gözükür ve orada sinema tarihinin en güçlü kompozisyonlarından birini çıkarır. Ve orada canlandırdığı Kurtz karakteri şöyle der: “Dehşeti gördüm, senin de gördüğün dehşeti…” The Revenant’la bir kez daha insanoğlu tabiatı tüm çirkinliği ve acımasızlığıyla boy gösteriyor. Alejandro González Iñárritu girdiği her kadrajda acıyı, zalimliği tattırıyor. Bir kez daha dehşeti yaşatıyor.

The Revenant için öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Bir intikam öyküsünden önce bir yaşam mücadelesi. Zaten bütün vahşi doğanın göbeğinde ölüm döşeğinde olan bir adamın intikam naraları atması kadar komik bir şey olamazdı. Sonuçta Alejandro González Iñárritu her şeyden önce Hugh Glass’ı ölümle tanıştırıyor ve ardından cehennem azabını yaşatıyor. Ta ki kendisinden bir zerre kalmayana kadar! Nihayetinde biliyoruz ki cehennemin en sıcak yeri söndüğünde Hugh Glass celladının peşine düşecektir. Ama öncesinde bu akıl almaz vahşete katlanmalıdır.

The Revenant’ın zenginliği, muhteşem görsel anlatısının altındaki iyi kotarılmış metin. Filmi izlendikten sonra net bir şekilde görülüyor ki bu materyali edebiyatla anlatmak çok daha kolay. Dolayısıyla bir uyarlama olan The Revenant’ın başkahramanı Hugh Glass’ın kafasındaki ruhani eziyeti ve bedenindeki fiziksel tahripleri seyirciye aktarabilmek büyük bir maharet istiyor. Alejandro González Iñárritu bunun üstesinden hakkıyla geliyor. Daha başlar başlamaz olaylar silsilesiyle şok etkisi yaratan hikaye giderek kabuğuna çekiliyor. Sessiz bir cehenneme dönüşen The Revenant tamamıyla izleyiciyi başkarakteri ile baş başa bırakıyor. İşte filmin en riskli ve en uzun bölümü olan bu kısımlarda Iñárritu’nun elinin değdiği senaryo, mahsullerini tam olarak veriyor. Doğayı çok iyi kullanan ve bunu filmin başat öğesi haline getiren Iñárritu öylesine nüfuzlu bir atmosfer kuruyor ki… Beyninde depremler olduğunu tahmin ettiğimiz Hugh Glass’ın ne düşündüğünü dillendirmesine gerek kalmıyor. Adeta karakterle konuşuyormuşçasına akıp gidiyor film. Bu da bütünüyle bir yönetmenlik beceresi. Hayran kalmamak elde değil.

Yıllar yılı fiyakasından hiç ödün vermeyen Leonardo DiCaprio’nun içler acısı hali sonunda kendisine Oscar’ı getirtecek. Filmin çoğunluğunda hiç konuşmadan düzgün bir performans veren  DiCaprio’yu herkes tekrardan sevip bağrına basacaktır. En az DiCaprio kadar akıl almaz bir performans sergileyen Tom Hardy kanımca ödül sezonunda görmesi gereken ilgiyi görmedi. Elbette aday olma ihtimali var ama şu anda yarışı kazanabilme potansiyelinden bahsetmeliydik. Yılın en düzgün kompozisyonlarından biri.

İki yıldır üst üste Oscar kazanan görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki bir kez daha ödüle uzansa kimsenin gıkı çıkmayacak. Kadrajı şiir gibi resmen. Film için yapılan müzikleri beğendim. Abartıya kaçmadan filme yerinde dokunuşlar yapıyorlar.

The Revenant yılın en çok beklenen birkaç filmden bir tanesiydi. Bence bu yılın en kıymetli işlerinden. Çok güçlü bir uyarlama. Her anı bir sinema şöleni. Geçtiğimiz sene Alejandro González Iñárritu, Birdman ile karşımıza çıkmasaydı belki de şu anda ödül sezonunu silip süpürecekti. Neyse siz iyisi mi filmin tadını çıkarın. Leonardo DiCaprio da ödül konuşmasını şimdiden hazırlamaya başlasa iyi olur.

4.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş