The Hunger Games Mockingjay – Part 1

Gün geçmiyor ki seri filmlerinin finali iki bölüm halinde çekilmesin. Bunun en son örneği olan The Hunger Games’in ilk bölümünü bugün izleme talihsizliğine yakalandım. İlk filmini zayıf bulmakla beraber ikinci filmde işlerin biraz toparlanması açısından seri için bir nebze umutlanmıştım. Fakat gelin görün ki The Hunger Games Mockingjay – Part 1 çok sıkıcı, hep sıkıcı, tümden sıkıcı…

Konu The Hunger Games: Catching Fire’ın kaldığı yerden devam ediyor. Katniss sisteme bir ok sallamış ve sistemi yerle bir etmiştir. Peeta ise Capitol tarafından esir alınmıştır. İkinci filmin sonunda Katniss’i kurtaran Heavensbee onu Başkan Alma Coin’in yanına getirmiştir. Şimdi Heavensbee ve Alma Coin’in amacı Capitol’e karşı başlayan isyanda Katniss’i Alaycı Kuş kimliğine bürüyerek yapmaya çalıştıkları devrimin bir sembolü haline getirmektir.

2

The Hunger Games Mockingjay – Part 1’nın en büyük problemi artık bas bas bağırmaktan sıkıldığımız iki bölüm halinde çekilmesi. Kitaplarını okumamamla birlikte ekranda görüldüğü gibi malzemenin buna elvermediği gayet açık. Yapımcılar bu vaziyette ısrar edince geriye tek bir şey kalıyor. O da bölüm boyunca uzun uzun bakışmalara, ağlaşmalara ve her an tehlike olabilir numaralarına katlanmak. Senaryonun inandırıcılığını bir kenara bırakın oyuncuların bile ekranda sıkıldığını hissettiğimiz filmin tüm bayık havasını dnamızda hissediyoruz. Öte yandan The Hunger Games Mockingjay – Part 1’in sürekli olarak altını çizdiği devrim o kadar kör göze parmak mahiyetinde ki filmin bir temel draması bile yok. Çünkü hikayede Alaycı Kuş kimliğini üstlenmesi ve bir sembol olması gereken Katniss bütünüyle Peeta’yı Capitol’ün elinden kurtarmak için bu işe giriyor. Senaristlerin bile ballandıra ballandıra gösterdiği bu durumda Katniss sadece bir kampanyaya dönüşüyor. Reklam filmleri çekiliyor, gaza getirici konuşmalar yapılıyor. Fakat Katniss bu prodüksiyonun kamera arkasında sürekli olarak Peeta’yı sayıklıyor. Haliyle ne kadar zorunlu bir savaş durumu anlatılmaya çalışılsa da yapılan hamleler bunun içini boşaltıyor. Neyi izlediğimize emin olamadığımız bir durumda zorunlu bir savaş olayından çok Katniss’in gönül sancılarıyla kendimizi oyalıyoruz.

rs_1024x759-140908141911-1024-mockingjay.ls.9814

The Hunger Games Mockingjay – Part 1 her şeyden öte bir medya şovuna dönüşüyor. Capitol, Peeta’yı kullanarak kendi vatandaşlarını uyutmaya devam ederken Alma Coin de Katniss’i donanımlı bir hale getirmeye çalışarak kendi kitlesini oluşturmaya çalışıyor. Bu anlamda film birçok kez mantık sınırlarını zorluyor. Hatta gülünç bir hal alıyor. Üstelik filmin Gale karakterini olaya dahil ederek Twilight misali üçlü bir aşk çıkmazı yaratmaya çalışması her şeyi daha da bayıklaştırıyor.

Katniss Everdeen’in tüm yönüyle acizce karikatürize edilmesi Jennifer Lawrence’ın oyunculuğunu ket ediyor. Nitekim bu bölümde topyekün kötü yazılmış karakterler mevcut. Özellikle kadroya yeni katılan Julianne Moore ve Natalie Dormer ne kadar göze hitap etse de bu durumdan nasiplerini alıyorlar. Sadece bir nebze olsun Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı Heavensbee karakteri aradan sıyrılıyor. Usta oyuncu her göründüğü sahnede üzerimizde bir burukluk bırakıyor.

The Hunger Games: Mockingjay – Part 1, ikinci bölümde “bakınız savaşımız ciddi olacak” mantalitesinin bir ürünü. Tüm bunların hazırlığını yaparken de bu bölümde herhangi bir şey vaat etmiyor. Nihayetinde film boyunca sıkıntıdan kurdeşen döküyoruz ve hikayeyi bir türlü ciddiye alamıyoruz.

1.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş