The Hobbit: The Battle of the Five Armies

Kadim Orta Dünya’nın ara sıcağı Hobbit’in final bölümü görkemli bir misyonla sinema yolculuğunu tamamladı. Elbette iki film boyunca sürekli olarak çemkirdiğimiz her satır doğal olarak The Hobbit: The Battle of the Five Armies’te yine yüksek dozda vuku buluyor. Fakat bunun haricinde final bölümü seri içinde de oldukça zayıf bir yerde duruyor. Dolasıyla hazmı zor, toksik özelliği yüksek bir işe dönüşüyor.

battle-of-the-five-armies

Bölümün adından anlaşılacağı gibi Hobbit’in son halkası adeta Yüzüklerin Efendisi’ndeki gibi epik bir vedanın peşine düşüyor. Fakat bunu sekteye uğratan eden şeyler listesinin başında dramatik yapının artık bir lastik gibi uzayıp gittiği, mantıksızlıkların fütursuzca ilerlediği ve artık umurumuzda olmayan bir sürü olayın gerçekleştiği gerçeği yerini alıyor. Son bölümün bana kalırsa en akıllara zarar olayı diyalogları. Her hafta bir buçuk saati geçen dizilerimizdeki gibi vıcık vıcık kokan bir romantizmden farkı olmayan repliklerin hikayede sırıtmasını bir kenara bırakın, gülünç bir vaziyetteler. Öyle ki savaş sahneleri durulduğunda neyin içine girdiğinizi anlamakta zorluk çekiyorsunuz. Misal diyorum ve yine Tauriel-Kili aşkına balta saplamak istiyorum. Herhangi bir altyapısı kurulamayan bu garip aşk hikayesinin ne mantığa sığan ne de ekranda işleyen bir tarafı var. Üstelik Legolas’ın bu aşk üçgenin içine çekilmesiyle bize afakanlar basması için ayrı bir neden. Bununla da yetinmeyen Peter Jackson, Legolas’ın annesiyle olan bağını gün yüzüne çıkarıyor. Tabii Hobbit’in en fuzuli detaylarından biri olmaktan geri kalmıyor. Nitekim Legolaslı ve Taurielli her şey konuyu dağıtmaktan öteye gidemiyor. Seri boyunca baktığımızda büyük sürelere oynayan bu iki karakterin öyküye herhangi bir katkısı bulunmuyor. Fakat elbette ki fetiş mahiyetindeki yaklaşımlarla bu ikili savaş sahneleriyle belli bir haz yaşatabiliyorlar.

HBT3-fs-341051.DNG

Bilbo Baggins rolüyle harikalar yarattığını düşündüğüm Martin Freeman ise bu bölümün savaş ve romantizm azizliğine uğruyor. Efendim, kafalarımızı savaş sahnelerinden kaldırdığımızda elflerin dertleri başlıyor, elflerin derdinin bittiği yerde savaş sahneleri başlıyor. Geriye Bilbo Baggins’in anca araya sıkıştırılmış silüeti kalıyor. Ama o mizah dolu, gözleri fıldır fıldır dönen karakteri daha ne çok izlemeyi isterdim. Lee Pace’in karakteri ekranda ışıl ışıl parıldıyor ta ki son repliklerini söyleyene kadar!

Aslında hep aynı gevezelikleri döndürdük durduk. Hobbit’te seri olarak işlemeyen başlı başına şeyler hemen hemen aynı. Onun için artık Hobbit hakkında bir kelam etmek bile beni sıkıyor. O yüzden özetleri geçiyorum: Görsel olarak bu kez daha iyi buldum. Fakat yine de az da olsa ilk filmle yaşattığı ‘Orta Dünya’ atmosferini hissedemedim. Drama adına kitaptan birkaç önemli değişikliğe gitmişler. Bunu anlıyorum ve ses etmiyorum. Final ayağını oldukça hızlı geçiştirilmiş buldum. Oysaki ceplerinde karun kadar zengin bir süre var.

Uzun lafın kısası… Biz Orta Dünya’ya doymuşuz. Hem de öyle böyle değil. Onun için Hobbit serisi sadece bir minyatür gibi duruyor. Aslını hatırlatıyor ama o hissi yaşatmıyor.

2.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş