The Hateful Eight

Adım adım Quentin Tarantino’nun kariyerinin sonlarına yaklaşırken (ki kendisi onuncu filme beraber mesleği bırakacağını söylüyor) sekiz numaralı filmi The Hateful Eight, Django Unchained’ten sonra bir kez daha western türünü işaret ediyor. Sezon boyunca bol bol konuşmayı ihmal etmeyen Quentin Tarantino, The Hateful Eight’le çeşitli adaylıkları şimdiden cebine koydu.

The Hateful Eight belki de Tarantino’nun uzun yıllardır bulduğu en parlak fikir olabilir. Daha önce western türünde teatral bir hava denendi mi emin olamasam da The Hateful Eight’in bunu iyi fikir edindiğini apaçık ortada. Yine gevezelikten geberecek olan bir avuç insanı tuhafiyeci dükkanında ağırlayan Tarantino, her biri hakkında kulaktan dolma bilgiler vererek hikayesini anlatmaya koyuluyor. Tabii ki birbirinden azılı ve hayatlarının pamuk ipliğine bağlı olduğunu düşündüğümüz bu sekizlinin paçalarından akan gizem bir hayli merak uyandırıcı. Herkesin diken üzerinde durduğu bu daracık alanda tetiği ilk önce kimin çekeceğini düşünürken, çatlak yönetmen Tarantino her zaman yaptığı gibi herkesi laf dalaşına sokuyor. Dolayısıyla Tarantino’nun sinemasında “fırtına öncesi sessizlik” olmadığı için “perşembenin gelişi çarşambadan belli olur” mantığıyla “yalan söyleyen kim?” sorusunun peşine sürükleniyoruz. Yani anlayacağınız tam anlamıyla bir kedi-fare oyunu. Dediğim gibi fikir şahane, fikir inanılmaz. Özellikle ikinci yarı polisiye-dedektiflik filmlerini aratmayan kısmı bir hayli iyi. Ama kıvamı tutturamayan Tarantino resmen bir başyapıtın eşiğinden dönüyor.

Film kanımca iyi bir girişle başlamasına rağmen giderek sarkmaya başlıyor. İkinci yarı Tarantino’nun muzip ve pek sevdiği hareketler olmasına rağmen bunu bir çark haline getiremiyor. Orada da bir ilgi kaybı oluyor maalesef. 2010 yılında yaşamını kaybeden, Tarantino’nun daimi kurgucusu olan Sally Menke’yi sürekli dilime dolamak istemiyorum ama Django Unchained’teki kurgu sorunu burada baş gösteriyor gibi. Dolayısıyla bir olmamışlık hissi yakamıza yapışıyor.

Aslında söz konusu Tarantino olunca oyunculuklar daha bir afili oluyor. Fakat bu kez beklediğim parıltıyı alamadım. Samuel L. Jackson pürüzsüz bir iş çıkarıyor çıkarmasına ama nerede Django Unchained’te tadından yenilmez performansı. Tim Roth’un Christoph Waltz kategorisinden girdiği filmde Kurt Russell, Demián Bichir, Michael Madsen ve Bruce Dern şahane olmasalar da kimsenin burun kıvırmayacağı kompozisyonlar çıkararak işin içinden sıyrılıyorlar. Oscar adaylığı alması beklenen  Jennifer Jason Leigh pek çok övgüler aldı. Kanımca Walton Goggins’ten sonra filmin en iyi oyunculuğunu çıkardı.

The Hateful Eight’in hiç de azımsanmayacak bir gösteri sunduğu gerçek. Sadece mevzu bahis sinemanın yaramaz çocuğu Quentin Tarantino olunca, insan daha fazla beklentiye giriyor. Yönetmenin sinemasını sevenler yine keyif alacaktır. The Hateful Eight, Tarantino’nun bir önceki filmi Django Unchained kadar görkemli değil. Bu yüzden alıcısı daha az olacaktır. Yalnız The Hateful Eight bir tiyatro sahnesinde amacına çok daha fazla ulaşabilir. Unutmadan Ennio Morricone’nin dönüşü alkışlanası.

3.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş