Star Wars

Anlat Bakalım’ın yeni bir bölümüyle tekrardan merhabalar. Bu haftanın konuğu Bakınız ve Paralel Sinema’nın yazarlarından Ozancan Demirışık. Kendisiyle tüm dünyada merakla beklenen ve önümüzdeki hafta vizyona girecek olan Star Wars: The Force Awakens ve Star Wars evreniyle ilgili çeşitli konulardan konuştuk. Kendisine bir kez daha buradan da teşekkür etmek istiyorum. Biz sohbet ederken keyif aldık umarım siz de beğenirsiniz.  Tek yapmanız gereken The Imperial March’ı açarak yazının keyfini çıkarmak. İyi okumalar.

Star Wars: The Force Awakens için dünya geri sayıma başlamış durumda. Onu da konuşacağız elbet ama her şeyden önce bu çılgınlığın sebebini sormak istiyorum. Star Wars’un sırrı nedir?

Çoğu Star Wars hayranının çok iyi bildiği gibi George Lucas hikâyeyi oluştururken Joseph Campbell’ın Monomit teorisinden yola çıkıyor. Yani insanlığın kolektif bilinçaltındaki birtakım hikâye örgüleri Star Wars’un iskeletini oluşturuyor. “Kahramanın Yolculuğu” diye anılıyor bu iskelet. Maceraya Çağrı, Çağrının Reddi, Balinanın Karnı vs. gibi Star Wars’ta, özellikle de A New Hope’ta bire bir karşılığı olan pek çok aşama var. Ama Star Wars’un başarılı olmasının tek sebebi bu değil tabii. O zamana kadar sinemada pek rastlanmamış görsel efektler, masalsı denebilecek bir anlatım, klasikleşecek karakterler. Ve en önemlisi bir mitoloji oluşturuyor Star Wars. Sırrı nedir sorusunun cevabı çok uzun aslında, anlat anlat bitmez 🙂

 

Sanırım biraz da bilim-kurgu ve fantastik öğeleri aynı potada başarılı bir şekilde eritebildiği için bu bir tutkuya dönüştü. Tabii iyi yazılmış karakterler de olunca bu kadar büyük bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı.

“Uzay operası” denen, Star Wars’un da dahil edilebileceği tür aslında eskinin romanslarından pek çok iz taşıyor. Ortaçağ’da çok meşhur olan romanslarda genelde romantik ve fantastik şövalye hikâyeleri anlatılırdı. Uzay operaları kendi içinde bilimkurguyu ve fanteziyi zaten çok güzel birleştiriyor. Keşfetmeye, yeni ufuklar kazanmaya, insanın kendi içindeki kötülüğü yenerken dış dünyadaki kötülüğü de savuşturmasına dair görkemli, rengârenk hikâyeler. Star Wars da bunun en güzel ve en meşhur örneklerinden.

2

Şu anda elimizde iki üçleme var. Bu iki üçleme hakkında neler düşünüyorsun. Özellikle 2000’lerde gelen üçleme, seriye bir denge getirebildi mi?

Ben 90ların sonunda daha çocuktum. Yani Star Wars’u yeni üçlemeyle keşfettim. “Gizli Tehlike”yi ilk izlediğimde nevrim dönmüştü. Şimdi dönüp baktığımda ne kadar zayıf bir film olduğunu görüyorum ama bunu bir de altı yaşındaki Ozancan’a anlatın 🙂 Birkaç nesilde bir yeni Star Wars üçlemesi gelmesi bence güzel bir şey. Hatta artık “Clone Wars” ve “Rebels” gibi çizgi dizilerle, Battlefront gibi bilgisayar oyunlarıyla, yeni filmlere bile gerek kalmadan Star Wars’u keşfeden çocuklar oluyor. Ama sinemanın farklı bir büyüsü var, “The Force Awakens” belki de ilk kez Star Wars filmi izleyecek gençleri çok etkileyecek. Star Wars sadece bizim değil. Biz göçüp gittikten sonra da yaşayacak bir seri. Ayrıca yeni üçlemenin birtakım sorunları olsa da bence “Sith’in İntikamı” en iyi Star Wars filmi ve serinin en yetişkin halkasıdır. “Empire Strikes Back”le beraber, Star Wars’un en iyi halini simgeler bu iki film. Demek istediğim şu: eski üçleme ne kadar Star Wars’sa, yeni üçleme de o kadar Star Wars’tur. Değişkenliği, dinamikliği ve farklı ufuklara açılabilmesiyle daha fazla şey kazandığını ve kazanmaya devam edeceğini düşünüyorum hatta.

 

Geçenlerde seriyi yeniden izledim.  Phantom Menace o kadar kötüydü ki. Attack of the Clones ise fena değildi. Revenge of the Sith seriye yakışan film oldu. Ama kendi bu üçlemede tanımlayamadığım bir eksiklik var. Tabii seriyi yeniden perdede görmek adına önemliydi.

Seriyi canlı tutmak açısından da çok önemliydi yeni üçleme. En son vizyona giren film 1983 tarihli olsa şimdi burada Star Wars konuşuyor olur muyduk emin değilim. Bir şekilde devam etmesi, hayata dönmesi gerekiyordu.

3

Hayden Christensen o dönem Anakin Skywalker karakterine çok toy kaldığına dair eleştiriler almıştı. Bu anlamda Christensen senin gözüne hiç batmış mıydı?

Açıkçası orada Hayden kadar deneyimsiz bir oyuncuyu böylesine önemli bir role yakıştıran casting direktörünün hatası var. “Klonların Saldırısı”ndaki performansı bazı açılardan hakkaten çok çiğ. Dağda bayırda çayırda geçen Padme-Anakin sahneleri bazen parodi gibi duruyor, Natalie Portman da pek kurtaramıyor o sahneleri. Ama “Sith’in İntikamı”nda Hayden Christensen’ın kendini bayağı geliştirdiğini düşünüyorum. O açıdan çok da üzerine gitmemek lazım. Darth Vader’a dönüştüğü film olduğunu düşünürsek “Sith’in İntikamı”ndaki performansı daha önemliydi ve orada kendini kanıtladı. Son dakika golü attı yani 🙂

 

Malum konu Star Wars olunca konu herkesin bir sıralaması oluyor. Bir de senden duyalım.

3 > 5 > 4 > 2 > 6 > 1

 

Üçüncü filmi başa almanı kabul etmiyorum 🙂

Beni en çok etkileyen Star Wars filmidir “Sith’in İntikamı”. Anakin’in Darth Vader’a dönüşümünü anlatması bakımından da çok önemli bir yerde durur. Duygusal olarak epey yüklüdür ve yeni üçlemeyle eski üçleme arasında köprü olmasından dolayı aynı zamanda nostaljiktir de. İtirazlar olabilir ama ben “Sith’i İntikamı”nı çok severim, her türlü ortamda da bıkmadan savunabilirim 🙂

4

Star Wars’ta favori kahramanın kim?

Bu zor soruymuş 🙂 Hile yapıp en sevdiğim kadın ve erkek karakterleri söyleyeyim. Leia ve Obi-Wan. (Bir de bonus: Yoda!)

 

Star Wars: The Force Awakens’a gelebiliriz. Çekileceği kesinleştiğinde neler hissettin? Seri konusunda herhangi bir endişeye düştün mü?

Çekileceği kesinleştiğinde çok sevindim. Geçenlerde Twitter’da söylediklerimi tekrar ederek başlayayım: Sinema yazarı Kutlukhan Kutlu’nun hep söylediği gibi Star Wars filmleri sadece birer film değil, “etkinlik”tir. Bir Star Wars filminin vizyona girmesi o açıdan kendi başına bir şenlik gibidir. 16 Aralık 2015 gecesi yeni şenliğin başlangıcı olacak. “The Force Awakens”a dair şu ana kadar yayınlanan görselleri, fragmanları her şeyiyle çok beğendim. Filmi izlemeyi heyecanla bekliyorum.

 

Hemen en büyük değişikliği soracağım: J.J. Abrams. Ben açıkçası George Lucas’ın elini eteğini seriden çekmesinden memnunum. Yeni bir kan lazımdı. J.J. Abrams kanımca en uygun seçim oldu. (Ben senaristleri sormayı unuttum. Ozancan hemen kendi sorarak cevabını da veriyor 🙂)

Şahsen “The Force Awakens”ı J. J. Abrams’ın yöneteceği belli olunca epey endişelendim. Kafamda Star Wars’la bağdaştırabildiğim bir yönetmen değildi. Bir başka endişeyi de senarist Michael Arndt (ki “Little Miss Sunshine”dan tut “Toy Story 3″e kadar yazdığı tüm filmlere bayılıyorum) zaman kısıtlaması sebebiyle projeden ayrıldığında kaldığında yaşadım. Tabii yerine Star Wars veteranı Lawrence Kasdan gelince içim rahatladı. Filmi izleyince kötü bir sürpriz yaşama ihtimali tabii ki var ama şimdilik ortaya çok iyi bir iş çıkarmışa benziyorlar. Abrams üzerine aldığı zorlu sorumluluğun hakkını verdi galiba. Ya fragman hazırlamayı çok iyi beceriyorlar ya da film hakikaten iyi oldu. 16 Aralık gece seansında kalbim küt küt atarak filmin başlamasını bekliyor olacağım. Umarım umutlarım boşa çıkmaz.

star-wars-episode-vii-the-force-awakens_171915

J.J. Abrams zaten Steven Spielberg ve George Lucas gibi eski isimlerin geleneklerini devam ederek parlamadı mı? Onun için o geldiğinde sanki “beklenen buydu” minvalinde bir tepki vermiştim.

Abrams sineması beni pek heyecanlandıran bir sinema değil. O yüzden Star Wars’a nasıl bir imza atacağına dair mesafeliydim. Projeyle ilgili ortaya çıkan detaylar içimi rahatlattı.

 

George Lucas’ı mı tercih ederdin?

Lucas’ı değil, daha kendine özgü ve beni heyecanlandıran filmler ortaya koymuş yönetmenleri tercih ederdim ki Abrams’tan sonra 8. filmi Rian Johnson’a emanet ederek beni epey sevindirdiler. Gareth Edwards da “Rogue One”ı çekecek. Godzilla’yla hayal kırıklığı yaşatsa da böyle isimlere şans verilmesini isterim ben. Matthew Vaughn’ın bir Star Wars filmi yönetmesini çok isterdim. Bir de Jeff Nichols’ın. Jeff Nichols belki ileride olur. Daha pek çok Star Wars filmi çekilecek. Umudumu koruyorum. 🙂

 

Sanırım seyirci en çok 33 yıl aradan sonra Mark Hamill, Carrie Fisher ve Harrison Ford’u görmek için salonlara akın edecek. Gerçekten de sinema tarihinin en sıkı üçlülerinden biri.  

Chewbacca’yı unutmayalım 🙂 “Sith’in İntikamı”nda birkaç saniye görmüştük ama o sayılmaz, Han’ın yanında değildi sonuçta. Eski ekibi bir arada görmek harika bir nostalji olacak. Fragmanlardan birinde yaşlı Han ve Leia’yı birbirlerine sarılmış olarak görünce az kalsın ağlıyordum.

 

Ya yeni cast?

Rey, Finn, Poe gibi yeni kahramanları ve Ren, Phasma, Snook gibi yeni kötüleri izlemeyi de merakla bekliyorum. Bayrağı onlar devralacak sonuçta. Star Wars’un geleceği için bu karakterlerin de sevilip sahiplenilmesi, yeterli derinliğe ve karizmaya sahip olmaları önemli. Abrams ve ekibi de bunun farkında gibi görünüyor. Oyuncu seçimleri de hiç fena değil. Tabii ki filmi izleyene kadar nasıl bir performans ortaya koyduklarını bilemeyiz.

Ayrıca John Williams’ın da tekrar dümenin başında olması sanırım herkesi memnun etmiştir.

John Williams çok yaşlandı. Kaç film daha Star Wars müziği yapabilecek emin değilim. Bu yüzden “Star Wars: The Force Awakens”ta yer alması ekstra önemli. Film başlayınca daha ilk notalarda tüylerimin diken diken olacağından eminim.

 

Peki Star Wars: The Force Awakens seri içerisinde tam olarak nerede duracak. Bizi bu yeni bölümde neler bekleyecek.

Benim dikkatimi çeken şeylerden biri, “The Phantom Menace” ne kadar çocuksuyduysa, bu yeni film o kadar yetişkin gözüküyor. Elbette mizahi unsurlar ve toparlak droid BB-8 gibi tatlı karakterler yer alacaktır ama Lucas’ın yeni üçlemenin özellikle ilk filmlerindeki “çocuklar esas kitlemiz” tavrından sıyrılma söz konusu. Bence bu büyük ölçüde iyi bir şey. Hikâyenin tam olarak nasıl gelişeceğini bilmiyoruz ama İmparatorluktan geriye kalanların oluşturduğu First Order ve Rebellion’un devamı diyebileceğimiz Resistance var. Hikâye bu iki taraf arasında geçecek ve yeni karakterleri içine entegre edecek gibi görünüyor. Luke’un nerelerde olduğu sorusu da filmin büyük gizem unsuru olacak. Ayrıca Han Solo da yeni karakterlerle eski üçleme arasındaki köprüyü oluşturacak karakter izlenimi veriyor fragmanlarda.

 

Star Wars’un 8. Bölümü Rian Johnson, 9. Bölümü ise Colin Trevorrow’a emanet edildi. Her bölümün farklı yönetmenlerle çekilmesi fikri hoşuma gitti. Özellikle Rian Johnson tercihi beni heyecanlandırdı ama Trevorrow konusunda emin değilim.

Rian Johnson müthiş bir filmografiye sahip, her türlü proje için güvenebileceğim bir yönetmen. Trevorrow, Jurassic World’de büyük bir balona imza attı ama Star Wars gibi bir efsaneye zarar vermesine müsaade edeceklerini zannetmiyorum. Yanlış tercihler yapmaya kalkarsa dizginleyeceklerdir. “Jurassic World”ün en büyük sorunlarından biri senaryosuydu. Tabii Trevorrow da senaryoya hiçbir şey katmamak için elinden geleni ardına koymuyor gibiydi. Star Wars’ta arkasında güçlü bir senaryo ekibi ve önceki filmlerin mirası olacak. Belki çok iyimserim ama buna göre hareket edeceğini düşünüyorum. Tabii hangisinin filmi seni daha çok heyecanlandırıyor dersen açık ara Rian Johnson’ınki derim.

George Lucas’ın Lucas Film’i Star Wars’ın haklarıyla beraber Disney’e satması Star Wars evrenini nasıl etkileyecek. Şimdiden birçok farklı projenin ismi geçiyor.

Star Wars halihazırda çok geniş bir evrendi. Çizgi romanlar, bilgisayar oyunları, kutu oyunları, figürler vs. aklımıza gelebilecek her türlü platformda Star Wars’la karşılaşabiliyorduk. Disney birtakım yenilikler getirecektir ama ben buna daha ziyade el değiştirme olarak bakıyorum. Malzeme aynı 🙂 Tabii Disney elindeki bu büyük franchise’ı dibine kadar kullanacak ama benim için önemli olan ürünlerin kalitesi. “The Force Awakens” mükemmel bir film olursa ne kadar oyuncak üretip sattıkları pek umurumda olmaz. 🙂

 

Son olarak küçük bir oyun oynayalım mı? Birkaç karşılaştırma vereceğim. Tercihini yap ve nedenini söyle.

 

Obi-Wan Kenobi & Darth Vader                              

Darth Vader çünkü zırhı çok karizmatik.

 

R2-D2 & C-3PO

R2-D2. Çünkü söze gerek kalmadan çok fazla şey başarabiliyor.

 

Jedi & Sith          

İkisi de değil, Gray Jedi 🙂 İkisinin ortasında olmayı tercih ederdim.

 

Luke Skywalker & Han Solo & Prenses Leia

Her üç kişiden biri buna Han Solo diyecektir ama ben Prenses Leia diyorum, bu kadar kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın karaktere hâlâ nadiren rastlıyoruz bilimkurguda. Ki kendisi ilk gözağrımız sayılır, R2 ve 3po’dan sonra ilk gördüğümüz karakter 🙂

 

Yoda & Darth Sidious

Yoda tabii ya. Sidious istediği kadar İmparatorluk kursun, Yoda’nın küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk zarafetine ulaşamaz 🙂

 

Yazıyı Paylaş