Star Wars: The Force Awakens

Sinema tarihinin belki de en büyük çılgınlığı olan Star Wars, 11 yıl aradan sonra sinema yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor. Elbette projenin adı geçer geçmez, bütün dünya hep birlikte ayağa kalkmış, bu sinema olayına tanıklık etmek için gün saymıştı. Üstelik 33 yıl aradan sonra Carrie Fisher, Harrison Ford ve Mark Hamill’in ismi geçiyorken…  Bir nostalji vaadiyle gelen Star Wars: The Force Awakens pek çok kişiyi tatmin etmişe benziyor. Filme kötü diyemem. Kısmen eli yüzü düzgün bir film olmayı başarıyor. Fakat kendi nazarımda büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.

Rey-Finn-running-

Her şeyin ana sebebi kanımca sözde yapıldığına inanılan “esas üçlemeye saygı duruşu” yanılgısı. Ayrıca bu fikrin herkesi heyecanlandırmasının bir diğer sebebi de zamanında George Lucas’ın bile “ön bölüm üçlemesi”yle bunu tam olarak gerçekleştirememesi. Dolayısıyla pazarlaması yapılırken hepimizin heyecanlanması gayet doğaldı. Fakat bu “saygı duruşu” meselesinin bizzat The Force Awakens’a ayak bağı olacağını düşünmemiştim. Ta ki sinema salonuna girene kadar. Star Wars: The Force Awakens iddia ettiği gibi serinin köklerine inmeye fazlasıyla kararlı. Ama bunu yaparken biraz fazla aşırıya kaçıyor. Yani demek istediğim bu bildiğin A New Hope. Re-make diyeceklerine dil sürçmüş serinin devam filmi demişler adeta. Nitekim “yeni neslin A New Hope’u” yorumlarının nedenini de sinema salonunda kavradım ve haklı buldum. Resmen 35-40 sene önce George Lucas, olay örgüsü ve karakterleriyle ne yapmışsa J.J. Abrams onu yapıyor. Zaten J.J. Abrams biraz da Steven Spielberg kuşağını taklit ederek bugünlere gelmedi mi? Kaldı ki tutmuş bir formül varken neden işini riske atsın ki? Sadece biraz teknolojiyi arkasına alıyor. Ama hakkı var, buna yoğunlaşarak filmi rezil etmiyor. Çünkü önünde George Lucas’ın dibe battığı “ön bölüm üçlemesi” örneği var. Kötü karakter Kylo Ren bile Darth Vader’ın bir yaması gibi. Hikayesi elbette sonradan gelecektir ama şimdiden ne yapacakları öyle belli ki.

Elbette eski karakterleri görünce seriyi izlemiş herhangi birinin duygulanmaması gibi bir olay söz konusu değil. Ben de Han Solo ve Leia’ya görünce duygulandım. Zaten suretlerini görmemiz yeter artar da değil mi? Orada bile bir eksiklik vardı. Eski enerjiden eser yoktu. Tabii ki “aradan koca yıllar ve olaylar geçmiş” diyecekseniz ama bence orada da bir senaryo beceriksizliği kokuyordu.

11875118_1007880092596925_2204135516599208531_o

Yeni cast hakkında çok olumsuz düşünmüyorum. Daisy Ridley bütün yüz mimikleri ile adeta Keira Knightley. Bu cümleden korkanlar olacaktır ama kendisini baya sevimli buldum. John Boyega dümeni Han Solo’dan almaya talip gibi. Baya iyi bir tercih. Adam Driver son yıllarda çıkış yaptı. Hatta kendisini severim de. Ama burada bazen “tamam aradığımız adam bu” derken hemen başka bir sahnede kendisi yapay durabiliyor. Kötü diyalog ve yönetim beceriksizliği mi desek buna da. İlerideki bölümlerde daha net anlaşılır. Asıl hazineleri Oscar Isaac. Ama onu ne şekilde değerlendirirler bilemiyoruz. Şimdilik çok da ön planda değil.

Yani kısacası beklenen sinema olayı, pek de bekleneni veremedi. Ben daha cesur hamleler bekliyordum. Esinlenme ayağına yatıp “copy-paste” olacaksa ben yokum. Elbette bir an önce gidip izleyin ve en iyisi “ısıtılmış yemek mi nostalji mi” siz karar verin. Rian Johnson sıradaki filmi devralacak. Umarım işleri düzeltir yoksa The Empire Strikes Back izlemeye niyetim yok. O zamana kadar güç hepinizle olsun!

3.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş