Sin City: A Dame to Kill For

2005 yapımı Sin City’nin diğer çizgi roman uyarlamalarından ayrıksı durmasının sebebi, çizgi roman görselliğinde seyirciye bir şölen tutmasıydı. Bu yüzden abartılı karakterlerin peşinden gitmeyi yadırgamıyor ve filmden büyük bir keyif alıyorduk. Sin City’nin devam filminin geleceği uzun bir süre kulisleri meşgul etmeyi başardı. Kendine ait bir kitle ve beklenti yaratan Frank Miller ve Robert Rodriguez’in bu sefer ne denli başarılı olacakları ayrı bir merak sorusuydu.

1

Sin City: A Dame to Kill For’da birkaç yeni karakter görsek de, ilk filmdeki karakterler üzerinden hikayesine devam ediyor. Nancy, Hartigan’ın yasına bürünmüş intikam için gözünü karartmıştır. Dwight, Ava isminde ölümcül bir kadının şehvetine düşmüştür. Marv ise ortalıklarda yalnız kovboy misali takılmaktadır.

Yazı biraz karakterler üzerinden gidecek. Bu yüzden öncelikle gereksiz bir karakterle başlamak istiyorum. Joseph Gordon-Levitt’in canlandırdığı Johnny karakteri ilk dakikalarda hikayede yer edinmeye başlıyor. Hızlı bir giriş yaptıktan sonra kendi kendime “Evet bu karakter çok iyi giriş yaptı” diyorum. Fakat akabininde karakterimiz kayboluyor ve ta ki filmin sonlarına doğru gözükmüyor. Üstelik karakter öyle ucuz bir hikayeyle sonlanıyor ki filmde herhangi bir misyonu yok. Tüm o karmaşanın içinde kendi köşesinde sönmeye hazır bir ateş gibi yavaş gözden kayboluyor ve aklımızda yer edinmiyor. Johnny’nin hikayesi gibi Nancy’de şöyle bir başta gözüküp finalde ölümcül bir silaha dönüşüyor. Açıkçası bu kez trajedisi beni etkilemedi.

2

Dwight ise geçmişten gelen ve eski sevgilisi -uğruna adam öldürülecek kadın- olan Ava’nın peşine takılıyor. Film tanıtımlarında Eva Green’i tüm seksiliğiyle gördüğümde açıkçası film için aranan kadın olduğunu düşünmüştüm. Gelen görün ki ortaya çıkan Ava karakteri bırakın beni cazibesiyle etkilesin resmen irite oldum. Ortada müthiş bir oyunculuk faciası var. İkinci veya üçüncü sınıf filmlerinde göreceğimiz karton bir kötü karakterin ötesine geçemiyor.

Marv ise ilk filmin aksine oldukça amaçsız dolanıyor. Nerede bir bela “Hey dostum! Gidip bu işi halledelim” havasına bürünüyor. Bu yüzden ilk filmde zihnimize kazınan hikayesinden çok eşinin dostunun yardımına koşacak ve görevini yerine getirdikten sonra huzurla ölecek bir imaj çıkartıyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen filmden keyif aldım mı aldım. Fakat ben ilk film gibi her bir hikayenin içinde kaybolmadım. Bu sadece eski bir tanıdığınızı gördükten sonra ona kendisini görmekten mutluluk duyduğunuzu söylemek gibi. Ardından yolunuza devam eder ve bir saat içinde onu unutursunuz.

2.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş