Rush

Einstein’ın meşhur bir sözü vardır ya: “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur.” Sanırım bu haklı sözü bozan bazı durumlar vardır. Sinemanın bu yönde güçlü bir tesiri olduğuna inanmışımdır. Dün gibi hatırladığım Rush’ın fragmanından sonra “Abartılı bir başarı öyküsü daha” ya da “Ron Howard’ın sıkıcı filmlerinden biri” söylemleri ile bol keseden atıp tutmuştum.  Ve üstelik onca övgülerden sonra filmin karşısına oturduğumda hala pozitif düşünmek için herhangi bir neden görmüyordum.

Filmin üzerinde birkaç kelam etmeden önce belirtmeliyim ki bir Formula 1 takipçisi değilimdir. Kırk yılda bir televizyonda denk geldiğim zaman izlemeye koyulur; fakat bu kadar kim bekler mantığı ile rotamı değiştiririm. Bir biyografi filmi olan Rush, Formula 1 macerasından yola çıkarak bizi 70’li yıllara götürüyor.  James Hunt ve Niki Lauda’nın ezeli rekabetine dayanan film, kutsanmış yapay bir başarıdan çok daha ötesini başarıyor.

rush-movie

Rush’ın avantajlarından biri Frost/Nixon filmiyle Ron Howard’la beraber çalışmış Peter Morgan’ın senaristlik görevini üstlenmesi. Özellikle Frost/Nixon filmine bayılan biri olarak onun seviyesinde olmasa da ona yakın bir başarıya imza atıldığını söyleyebilirim. Karakterleri tanımamıza fırsat veren ve biraz eğlenceli olan ilk bölüm, filmi çok tökezlettirmeden ikinci bölüme taşıyor. Senaryo’nun tıkır tıkır işlediği ikinci yarıda işler tamamıyla Ron Howard’ın istediği şekle bürünüyor. Büyük bir hırsa ve dramaya dönüşen filmin buradaki dinamiği oldukça mütevazi bir şekilde yoluna devam ediyor. Her ne kadar James Hunt’ın hikayesi anlatılıyor gibi dursa da Niki Lauda’nın hikayesinin filmin asıl can damarı olduğunu belirtmekte fayda var. Bunun farkında olacak ki Howard, tüm kartlarını buna oynuyor. Ve düşündüğünü yansıtmayı başarıyor. Ucuz bir kahramanlık hikayelerinden daha çok insancıl duygularla örülmüş bir öykü buluyoruz.  Bu noktada gözyaşlarımızın sel olmasını engelleyecek hiçbir şey yok!

Rush-Movie-James-Hunt-and-Niki-Lauda

Chris Hemsworth’un yerinde oyunculuğu, Daniel Brühl’ün pek tadından yenmez kompozisyonu filmi bir tık ileri götürüyor. Daniel Brühl’ün Oscar’da ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ kategorisinde adaylığına sesimi çıkarmam. Hatta kendisinin yıllar önce Casey Affleck’in The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford filmindeki gibi yanlış kategoride yarıştığını düşünüyorum. Yukarıda çıtlattığım gibi Niki Lauda filmin asıl merkezinde ve olaylar onun perspektifine yakın anlatılıyor.

Tertemiz bir teknik işçilik kokan Rush’ın müzikleri de Hans Zimmer’a ait. Son yıllarda gürültülü müziklerinden yavaş yavaş rahatsız olduğumu dile getirsem de bu yıl Hans Zimmer’ın Rush ve 12 Years a Slave için bestelediği parçaları beğendim. Daha sessiz sakin tonlarına ihtiyacım vardı doğrusu.

2014’ün bu ilk günlerinde geçen seneye ait tavsiye isteyenlere rahatlıkla önerebileceğim Rush filmi, Ron Howard’ın tekrar sahalara dönüşünü kutlayan bir şölen gibi.

4.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş