Regression

Not: Spoiler mevcuttur.

Alejandro Amenábar’ın uzun bir aradan sonra sinemaya dönüşünü topluca dört gözle bekliyorduk.  Doğrusu pek özlemişiz. Kariyerinin başında korku/gerilim türüyle başlayan Amenábar, Mar adentro (şahanedir) ve Agora’yla direksiyonunu kırmıştı. Regression ile tekrar o sulara dönen başarılı yönetmen bir kez daha bu türde işin erbabı olduğunu kanıtlıyor. Regression, 90’ların havasını tam anlamıyla hissettiren tüyler ürpertici bir film.

1

Regression polis karakoluna gelen ve kızını taciz ettiğine dair suçlamaları kabul eden John Gray’le başlıyor. Tabii hemen soruşturmanın açılmasıyla dedektif Bruce Kenner (Ethan Hawke) atanıyor. Fakat şöyle bir sorun var ki babanın anlattıkları yarım yamalak ve her şeyi tam olarak hatırlamıyor. Hemen bunun için o dönem meşhur olan regresyon (kişinin geçmişine inme) tekniğini uygulaması için Profesör Kenneth Raines (David Thewlis) tutuluyor. Çeşitli seanslardan sonra korkunç bir gerçek ortaya çıkıyor. Sadece bu buz dağının görünen tarafıymış. İşin içine satanist ayinleri giriyor. 80’lerde başlayan ve 90’lara kadar uzanan bu tür ayinlerin gerçekleştiği söylentileri alıp başını yürümüştü. O dönem ülkemiz de bundan nasibini almıştı. Çocukluk dönemime denk geldiği için haliyle anlatılanlardan ben de etkilenmiştim. Regression tam da o etki üzerine uğraşıyor. Algının nasıl bir paranoya doğuracağını iyi analiz etmiş Amenábar. Keza medya ve din faktörlerinin kaos ortamında ne kadar etkili olabileceğini göstermekten çekinmiyor. Regression’ın en etkili taraflarından biri bence bu oluyor.

2

Filmin çoğu kişi tarafından şikayet edilen bir sonu var: O da sürprizi zamanından önce bozduğu. Şöyle diyeyim bence film işin o kısmıyla ilgilenmiyor. Kabul ediyorum önümüzde bir yap-boz var gibi gözüküyor. Ama kanımca Amenábar bahsettiğim algı meselesiyle tüm omurgasını kuruyor. Ve bunu da Bruce Kenner üzerinden yapıyor. Bruce Kenner en baştan beri davayı sıkı bir dedektiflik öyküsüne dönüştürüyor. Özellikle karakterin agnostik ve akabinde manipülasyonun bir parçası olması paranoyanın ne denli güçlü bir tesir olabileceğine işaret ediyor. İşte işlerin erken çözüldüğünü düşündüğümüz şey paranoyanın dağılmaya başlaması. Böylelikle yönetmen bir şeyleri gizleme güdüsünde değil. Keza başlangıçta bu sırrı ifşa ettiği söylenen sahneyi de filme sokmazdı. Bence elinden The Others çıkmış bir yönetmenin istediği o olsaydı bunu göz ardı etmezdi. Ama tabii ki öbür bakış açısıyla bakanlar için işin çözülme kısmı tatmin edici olmayabilir.

Ethan Hawke filmi iyi taşıyor. Yanında David Thewlis filmin en doğal oyunculuğunu veriyor. Pek sevdiğim Emma Watson’a gelirsek! Alejandro Amenábar gibi bir yönetmenle çalışması elbette kariyeri için olağanüstü bir fırsat. Filmde aslında kendisini sevdim. Ama bazı yerlerde abartılı bir oyunculuğu var.

Film iki uçlu yorumlar aldı. Ama siz gidip bir görün. Ben pişman olacağınızı düşünmüyorum. Ama salt korku filmi izleme niyeti olanları uyarayım. Filmden hiç korkmayacağınıza emin olabilirsiniz. Filmi gerilim bazında kabul etmek daha doğru olacaktır.

3.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş