Only Lovers Left Alive

Güzel kızlar ve afili delikanlılardan öte olmayan Twilight, vampir mitini yeniden gündeme getirerek,  vampir janrının yeni bir boyut kazanmasına ön ayak oldu. Elbette mantar gibi türeyen, ticari kaygılar güden ve sadece hormonlara oynayan bazı yapımların kalıcı bir iz bırakması mümkün değil. Şu da bir gerçektir ki yetenekli birkaç sinemacının tekrar bu janrı şahlandırmak isteği merakımızı oldukça cezbetti. Velhasıl bu yıl Neil Jordan ve Jim Jarmusch bu tür için kolları sıvayarak dikkatleri üzerlerine topladılar. Neil Jordan,  1994 yılında bu türe şahsına münhasır olan Interview with the Vampire: The Vampire Chronicles filmini hediye etmişti. Bu yıl giriştiği Byzantium ise akıcı bir seyirlik sunsa da ‘izle/unut’ modundan kaçamıyor. Asıl konumuz olan Only Lovers Left Alive ise Jim Jarmusch’un yetenekli ellerinde karanlık ve stilize bir çehre kazanıyor.

01-only-lovers-left-alive

Only Lovers Left Alive ilk bakışta her ne kadar günümüzün en çok tutan ‘vampir aşkı’ meselesiyle ilgilense de çoğunluğunun aksine ‘kısa günün karı’ zihniyetine bürünmüyor. Tam aksine Detroit’ten Tanca’ya uzanan filmin karakter isimlerinin Adam(Adem) ve Eve(Havva) olduğunu öğrenmemiz ile beraber büyük meseleleri olduğunu kestirmek güç olmuyor.

“Atom altı parçacıklar oluşturulduğunda birbirleri ile ilişki kurarlar. Bundan sonra evrenin iki farklı ucuna bunları yerleştirdiğimizde dahi birinde gözlenen bir etki diğerinde de gözlenir. Einstein buna hayalet etki diyordu.”

OnlyLoversLeftAlive_2

Jim Jarmusch sonsuzluğa süzülen bir aşkın tarifini yapıyor. Uzak mesafelerin, dış etkenlerin ve tehlikelerin etkilediği fakat bir türlü aradaki bağı bozamadığı bir aşk. Başlarda ne olduğunu kestiremesek de ayrı yaşayan Adam ve Eve’in tek taraflı ‘cennetten kovulma/sürgün’ temsilinin bir örneğini yaşadığını hissediyoruz. Bu ayrı düşmenin izleri hikayeyi şekillendiriyor. Ayrılığın bitmesinin ardından Ava’nın gelmesi ile beraber başlayan dengesizlik Adam ve Eve’i zorluyor fakat daha da perçinliyor.

İnsanoğlundan bir hastalık kapmamak adına laboratuvarlardan saf kan satın alan vampirlerle, Jim Jarmusch adeta Twilight’ın başlattığı ‘vejetaryen vampir’ geleneğini devam ettiriyor. İnsanoğlunun kanı dahil pek çok alanda her şeyi bertaraf ettiğine dem vuran Jim Jarmusch’un insanları ‘zombi’ diye adlandırılması filmin ruhuna pek manidar kaçıyor. Bu dem vurmaların iyice arttığı filmde vampirlerimiz sanat ve bilimle yakından ilgileniyor. Zaman zaman entelektüel konuşmaların havada uçuştuğu filmde ‘aristokrat vampir’ imajı ortaya çıkıyor.

Alt metinde güçlü söylemlerde bulunan  Jim Jarmusch doğru diyalog ve referanslarla bu söylemleri minilize ediyor.  Karakter yoğunluğunun güçlü olduğu filmin seyirciyi bilhassa zorladığını söyleyebilirim. Filmin içine girmekte zorlananların Sadece Aşıklar Hayatta Kalır’dan nefret etmeleri pek olası.

Jozef van Wissem ve SQÜRL’ün hazırladığı elektronik müzikler yılın en başarılı çalışmalarından biri. Ayrıca birbirinden değerli şarkılar filme eşlik ediyor.

4.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş