Listen to Me Marlon

100 yılı aşkın sinema perdesinde ne yıldızlar gelip geçti. Bunlardan bazıları kariyerleriyle birlikte bu dünyaya sessiz sedasız gelip gitse de; bazıları sadece kariyerleri ile değil özel yaşamlarıyla da bütün dünyanın ilgi odağı olmuştur. İşte Marlon Brando bunlardan biriydi. Sinemada yakaladığı oyunculuk ekolü kadar özel yaşamındaki gelgitler sebebiyle fazlaca yara aldı. Aktivist kişiliği pek çok kez tartışma konusu oldu. Fakat o sinemanın ele avuca sığmayan çocuklarından biriydi. Nitekim Oscar’ı Kızılderili katliamları nedeniyle ret edecek kadar duyarlı; “Hala Hollywood’da bulunmamın tek nedeni parayı reddedecek ahlaki cesaretimin olmayışıdır” diyecek kadar asiydi. Peki yeteneği ve enerjisiyle herkesin gıpta ile baktığı Marlon Brando’nun asıl hikayesiydi neydi? Daha doğrusu herkesin bildiği olaylar karşısında duyguları hangi yöndeydi? Listen to Me Marlon ikinci sorunun cevabı niteliğinde. Çünkü çoğu kişinin üç beş aşağı duyduğu şeyleri Marlon Brandon’ın hisleriyle teyit ediyor. Hem de kendi sesiyle.

Listen to Me Marlon’da en önemli hususu daha önce yayınlanmamış ses kayıtları. Bu kayıtlar büyük bir ifşa değil, yukarıda da bahsettiğim gibi hemen herkesin vakıf olduğu olaylar hakkında Brando’nun düşüncelerini yansıtıyor. Tabii arada bilinmeyen bazen tebessüm ettiren, bazen duygularından küçük anekdotlar yok değil. Belgeselin en iyi yanı baştan sona Marlon Brando ile baş başa olmanız. Araya üçüncü bir şahıs girmiyor. Adeta Marlon Brando, sizi karşınıza oturtmuşçasına her şeyi en baştan alarak size içini döküyor. Bu bile gözlerinizin dolmasına yetiyor, artıyor bile. Yaşadığı karmaşalarını, babasıyla olan ilişkilerini ve korkularını dile getirmekten çekinmiyor; kariyerini acımasızca eleştirebiliyor. Özellikle Brando’nun lafını esirgemeyen karakteri belgeselin ruhunu tam manasıyla yoğuruyor. Kaldı ki yönetmenin görsel çalışması bir hayli etkileyici. Nüanslarla anı o kadar iyi yakalıyor ki, belgesel bir süre sonra histeri nöbetine dönüşüyor.

Özel yaşamındaki ayrıntılarla aslında en önemli soru da cevabını buluyor: Marlon Brando’nun akıl almaz oyunculuğunun hamuru. Belgeselin konu başlıklarından biri de tabii ki metot oyunculuğu. Stella Adler’dan aldığı derslerle (ki o da Stanislavski’ni öğrencisidir) sinemada bu yöntemin öncülerinden olmayı başaran Marlon Brando’nun boşlukları bir bir nasıl doldurduğu, geçmişinden nasıl esin aldığı daha iyi anlaşılıyor.

Listen to Me Marlon fevkalade bir iç dünya portresi. Benim için oyunculuk deyince, akla gelen ilk isim Marlon Brando olduğu için duygusal olarak daha fazla bağlandım. Bu yıl beni bu kadar hüzünlendiren başka bir şey hatırlamıyorum. Hala izlemeyenler varsa aktörün yaşamını bilenler için güzel bir hatırlatma, bilmeyenler için müthiş bir keşif olacağını söylemek gerek.

4.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş