La vie d’Adèle

Günümüz sinemasının en büyük neferlerinden birine dönüşen homoseksüelliğin hem sinema üzerine güçlü etkiler bırakması hem de toplum bilincini arttırması sebebiyle büyük bir önem arz ediyor. Ayrıca sinemanın zaman zaman kısır bir döngüye girmesindendir ki, her yıl en az bir iki yönetmenin bu kapıyı araladığı da görülüyor. Son birkaç yılda Brokeback Mountain, Milk gibi bu konuda başarılı filmler gördük. Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu konuda iki çift lafı olan La vie d’Adèle, zihinleri açıyor ve sesini aksettiriyor.

Adèle, bir lise öğrencisidir. Arkadaşlarıyla ve ailesiyle sorunsuz bir tablo çizen Adèle, lisede bir erkek arkadaş edinir. Zamanla ilişkilerde aradığı şeyin bu olmadığını keşfeden Adèle’in yolunun Emma ise kesişmesiyle büyük bir aşk hikayesi başlayacaktır.

blue-is-the-warmest-color-lea-seydoux

Bir çizgi roman uyarlaması olan Mavi En Sıcak Renktir, Abdellatif Kechiche’in ellerinde olağanüstü bir deneyime dönüşüyor. Her ne kadar Adèle karakterini bir bütün olarak değerlendirdiğimizde coming of age kalıplarına sığsa da öykünün asıl derdinin bu olmadığını görüyoruz. Saplantılı bir aşk hikayesine yelken açan film, dakikalar ilerledikçe daha fazla kırılgan bir hal alıyor. Burada tüm yükümlülüğü sırtlayan Adèle Exarchopoulos ve Léa Seydoux’ın uyumu beyazperdede eşi benzerine az rastlanacak bir muazzamlığa ulaşıyor. İki oyuncununda yönetmen hakkındaki verdikleri sansasyonel demeçler baz alındığında yönetmenin onları ne kadar zorladığı açıkça görülüyor. Bu yaraya tekrar tuz basmak istemiyorum fakat benim naçizane görüşüm Abdellatif Kechiche’in müthiş bir kimya yakaladığı. Elbette ki bu da sadece parmaklarını şıklatarak olacak bir şey değil.

La vie d’Adèle’in cephesindeki en önemli hususlardan biri provakatif seks sahneleri. Bu anlamda sahnelerin gereksiz uzunluğundan dem vuranlar var ise de ben açıkçası bundan rahatsız olmadım. Emma ile Adèle’in ilk sevişme sahnesinin uzun olmasını Adèle’in bedenini ve cinsel tercihini tam anlamıyla keşfettiği an olarak nitelendiriyorum. Yılların doyumsuzluğun tam anlamıyla bedeni terk ettiği ve artık büyüme evresinde olan Adèle’in kusursuzluğa ulaştığı an diyebiliriz.

Blue is the Warmest Color Adele Water

La vie d’Adèle ikinci yarıya geldiğinde işler sancılı bir hal alıyor. Burada homoseksüel ya da heteroseksüel ilişkilerin matematiğinin işlemediği ikisininde aynı kapıya çıktığı daha evrensel bir yol önümüze çıkıyor. Emma ve Adèle’in birlikte yaşamaya başlamasında sonra tahammülsüzlüklerin daha da arttığını görüyor, araya bir plaka gibi giren soğuğun esintilerini hissetmeye başlıyoruz. Ve nihayetinde büyük çatırtı ile Adèle ve Emma’nın ilişkileri tuzla buz oluyor. Depresif bir hal alan bu ikinci yarının ufak tökezlemeler yaşadığını; fakat daha güçlü bir şekilde ayaklandığını söylersem, çoğunluğun buna karşı çıkmayacağını sanıyorum. Burada Adèle Exarchopoulos’ın performansı da tavan yapıyor. Zaman zaman bu yarıda gözyaşlarınıza hakim olamayabilirsiniz.

Son söz olarak; Mavi En Sıcak Renktir belki bir bütün olarak herkesi etkilemeyebilir. Fakat belirli anlarla herkesi bir yerden yakalayacağını düşünüyorum. Baksanıza şimdiden Adèle’in dans sahnesi dilden dile dolaşıyor.

4.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş