Kısa Kısa Birkaç Film

Guardians of the Galaxy

guardians_of_the_galaxy_movie_1

Marvel’ın tüm kahramanlarını piyasaya sürme gayesinin yeni sürümü olan Guardians of the Galaxy pek olumlu eleştiriler aldı. Açıkçası sadece bu yorumlar için gidip filmi izledim. Kabul edelim bu çizgi-roman uyarlamaları çöplüğünde çok leziz işler de ortaya çıkıyor. Guardians of the Galaxy gayesine ulaşan düzgün bir film. Özellikle 70’lerin müziklerini sık sık kullanan film izleyicilere güzel anlar yaşatıyor. Ara ara çeşitli klişelerle film zevkimizi kaçırsa da bunları mazur görüyorum. Fakat gelen olumlu yorumlardan dolayı bende ufak çaplı beklentiler oluştu. Bundan dolayı biraz istediğim performansın altında buldum filmi.  Tüm oyuncuları geçiyorum ve Bradley Cooper’ın seslendirmesine geliyorum. Filmin en zevkli karakterine, müthiş bir performans kazandırıyor.

2.5 Stars

 

22 Jump Street

url-5

80’lerin dizisinden uyarlanan 21 Jump Street elle tutulur bir başarı elde edince devamı kaçınılmazdı. 22 Jump Street yine önceki film gibi uyuşturucu tacirlerinin peşine düşüyor. Bu kez mekanın üniversite olacağını önceki filmden biliyorduk. Liseden, üniversiteye geçen film her şeyi bir kademe daha abartıyor. Hikayenin tüm aşırılığından müthiş bir mahsül ortaya koyan Phil Lord ve Christopher Miller büyük bir eğlence vaat ediyor. Özellikle her şeyi tiye alan mizah dokuları tıkır tıkır işliyor. Ayrıca bu filmle iyice fark ediyoruz ki Jonah Hill ve Channing Tatum ikilisi çok doğru bir tercih. Filmin sonunda jenerikte geçen ‘tutulan her şeyin suyunu çıkarma’ seremonisi tadından yenmezdi.

3.0 Stars

 

Frank

frank3

İngiliz müzisyen Chris Sievey’in 1984’te yarattığı Frank Sidebottom karakteri zamanında İngiliz televizyonlarında yer edinmiş efsanevi bir karakterdir. Zamanında mizahi açıdan akıllarda yer edinen bu efsanevi karakteri Lenny Abrahamson tekrar diriltiyor. Frank karakteri üzerinde platosunu kuran Abrahamson sadece bununla yetinmeyerek ayrıca Sievey’in yaşamından belirgin izleri senaryosuna dahil ediyor. Frank’e başlamadan önce bu kadar etkileneceğimi düşünmüyordum. Mizahi dokusuyla bizlere tebessüm yaşatan filmin draması da oldukça güçlü. Finale doğru resmen bizi duygu seline boğuyor. Frank karakterine Michael Fassbender hayat veriyor. Filmin son ayağına kadar maskesini çıkarmayan yetenekli oyuncu kendisini kabul ettiriyor. Özellikle maskeyi çıkardığı kısacık sürede büyük bir performans ortaya koyuyor. Domhnall Gleeson pürüzsüz oynuyor. Kendisini bu sene ödül törenlerinde yakından tanıyacağımızı düşünüyorum.

4.0 Stars

 

Blind

Blind-Eskil-Vogt

Evli olan ve öğretmenlik yapan Ingrid görme yetisini kaybetmiştir. Dış dünya ile bağlarını koparan Ingrid zamanla girdiği bu zor durumun ve kocasıyla yaşadığı iletişim sorunun etkilerini bir hikayeye dönüştürecektir. Bu yeni süreçte kişi ve mekan kavramları yer değiştirmekle kalmıyor, kurgu ve gerçeklik bir paradoksa dönüşüyor. Eskil Vogt’un ilk yönetmenlik denemesi olan Blind bir ilk film adına oldukça etkileyici. İlk yarıda yarattığı gizemle ilgimizi üstüne çeken Vogt, ikinci yarıda çeşitli kurgu dinamikleri ile işi daha uç bir boyuta taşıyor. Ingrid’in hayalleri ile kurguladığı öykünün sürekli olarak değişkenlik göstermesiyle bir süre sonra film deneysel bir prototipe dönüşüyor. Final ayağındaki bu numaralar öykü için büyük bir avantaj sağlıyor. Filmin yıldızı Ellen Dorrit Petersen’in kompozisyonu duru ve etkiliyici.

3.5 Stars

White Bird in a Blizzard

white-bird-ina-blizzard-

Nereden başlasam ki? Filmle ilgili herhangi bir beklentim yoktu. Sadece bu sezon adı biraz yad edildiği için ekran karşısına geçtim. Fakat White Bird in a Blizzard için naçizane fikrim baştan sona yapay olması. Hiçbir konuda bana samimi gelmedi. Konunun herhangi bir şey cezbetmemesini bir kenara bırakın, giriştiği ucuz numaralarla beni bu kadarı da olmaz noktasına getirdi. En basitinden o rüya sahneleri. Resmen ucuz 3. Sınıf filmlerini andırıyordu. Öte yandan Eva Green irite oyunculuğu bu sene ikinci kez beni hüsrana hatırlattı. Adeta Sin City’de yaşattığı hayal kırıklığını burada devam ettiriyor. Shailene Woodley ile sıkıntım bambaşka. Yeri geldiğinde oyunculuğu fena olmayabiliyor ama kendisine kanım pek ısınmıyor. The Fault in Our Stars’ta bunu biraz aşmıştım ama hayır yine olmuyor… Son söz filmin akıcılığı konusunda bir sıkıntı yok. Fakat film bittiğinde zihninizde yer edeceği bir şeyi de yok.

1.5 Stars

Yazıyı Paylaş