Kış Uykusu

Kışın soğuğunda Kapadokya’nın ıssızlığında Hotel Othello’da insan suretleri üzerine bir şeyler çiziyor, Nuri Bilge Ceylan. Köşe bucağa mütemadiyen sinen köhnelik, yorgunluk; duvarlarda İlya Glazunov’un illüstrasyonu ve Muhsin Ertuğrul fotoğrafı. Dimağlar her türlü bıkmışlığa yüz tutuyor, dillerden akan zehir alelade yayılıyor. Her kelam orada can buluyor, orada nüfuz ediyor ve yine orada tüm manasını yitiriyor. Nuri Bilge Ceylan kapıyı aralık bırakıyor, içeri süzüveriyoruz, harici dünyanın tüm teferruatlarını geride bırakarak.

still6_hires

Birkaç yıl önce bitişiğimizde Zeki Demirkubuz’un Yeraltı’sında şöyle bir replik kulağımıza çalınıyordu: “ Bir damla da olsa mürekkep yalamış adamların arasındaki husumet kan davasından bile korkunçtur.” Nuri Bilge Ceylan bu mürekkep yalamış insanları berikimize getiriyor, onlarla tanıştırıyor ve fikirleriyle başa çıkmamızı istiyor. Elbette Kış Uykusu’nun karakterleri tam anlamıyla birbirlerine karşı nefret dolu değiller ama çoğu kez biriktirdiklerini gayet şeytani bir ustalıkla birbirlerine karşı kullanabilen ve ima eden karakterler. Eski bir tiyatrocu olan Aydın’ın dilinden vicdan, ahlak, hayat hakkında pasajlar akabiliyor, genç eşi Nihal ise kendini konumlandırdığı nokta dışında her şeye dudak bükebiliyor ve yine Aydın’ın ablası Necla “Kötüye karşı koymamak” aforizmasıyla bir bardak sudan fırtınalar koparabiliyor.  Karakterlerin tüm entelektüel birikimleri dillenip teatral bir havada zehir saçsa da yine acizlikleri, usanmışlıkları ve en ufak da olsa bir umut arama gayeleri bir kıvılcım gibi parlıyor.

Kış Uykusu, öteden beri Nuri Bilge Ceylan’ın sinemasında alışık olduğumuz karakterleriyle aklımızda yer ediniyor. Bu kez karakterlerini bitmek bilmeyen tartışmalara sürükleyen, bolca boşa kürek çekmelerini sağlayan Ceylan, her zamanki gibi evrensel mefhumları ortaya çıkarıyor. Nuri Bilge Ceylan yoğun olan bu hikayenin ana hatlarını Aydın ve Nihal’in evliliği üzerine kuruyor. Fakat onun haricinde birkaç kelam etmeyi de ihmal etmiyor. Herkesin bas bas bağırdığı Aydın’ın kendi çapındaki derebeyliği, kiracılarıyla davalı olması sadece sınıfsal bir çatışmayı körüklemiyor. Ayrıca kiracının imam olması ve Aydın’ın imamın pespayeliğinden dem vurması dinin işleyiş mekanizması ile ilgili birkaç soruyu önümüze getiriyor. Fakat Nuri Bilge Ceylan bu çıkarımlarla sadece dirsek temasında bulunuyor.

still10_hires

Kış Uykusu’nu sekteye uğratan en mühim olay teatral havasının bazı yerlerde işlemediğidir. Örneğin İsmail’in finale doğru giriştiği tiradın herhangi bir inandırıcılığı yok. Özellikle bu sahnelerdeki Nihal’in verdiği duygusal reaksiyonlarda oldukça abartılı. Dolayısıyla Kış Uykusu’nun çoğu kez bizi tavlayan ama ara ara ise yüzümüzü hafif ekşittiğimiz bir tarafı var.

Haluk Bilginer’in üzerine methiyeler yazılacak oyunculuğu şiir gibi akıp gidiyor. Genç yeteneklerimizden Melisa Sözen’de iyiden iyiye bizim için yeni bir umut oluyor. Nihal rolünde oldukça kendinden emin ve ayağı yere basan bir performans ortaya koyuyor. Onun dışında Serhat Kılıç ve Ayberk Pekcan’ın oyunculuklarını beğendim.

Nihayetinde Altın Palmiye’li Kış Uykusu uzun süresine rağmen kendini izlettiriyor. Elbette irili ufaklı sahnelerle kendimizden bir şeyler bulmuş oluyoruz. Filmi beğenmiş olsam da Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da, Uzak ve Mayıs Sıkıntısı gibi filmlerinin bendeki tadı başkaydı. Fakat Nuri Bilge Ceylan’ın yeni bir şeyleri deneme arzusu da takdir edilesi.

4.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş