İkiz Tepeler: Ateş Benimle Yürü

Eraserhead, The Elephant Man ve Blue Velvet ile sinemasını ve dehasını kanıtlayan David Lynch’in arkasında bulunduğu, 1990-1991 yıllarında 2 sezon yayınlanan Twin Peaks, bir cinayetin sonucunda kasabada ortaya çıkan bir dizi olayları ele alıyor. Aradan 23 yıl geçmesine rağmen dizinin mistik havasına, gerilimine ortak olmuş; abartısız gece bende halüsinasyonlara sebebiyet vermiştir. Sürrealist tavrın doruklarına ulaştığımız dizinin David Lynch’in sinemasından alışık olduğumuz sembollerle ve stillerle bezeli olması şüphesiz ki televizyon tarihi için oldukça cesur bir girişim.

Twin-Peaks-Fire-Walk-With-Me-david-lynch-11155107-720-405

Twin Peaks: Fire Walk with Me ise diziden hemen sonra David Lynch’in dizinin bazı bölümlerini yazmış olan Robert Engels’ı yanına alıp, senaryosunu ve yönetmenliğini yaptığı filmdir. Dizide adım adım çözülen Laura Palmer cinayetini konu alan film estetik olarak diziye paralel bir seyirlik sunuyor.

Filmi bağımsız değerlendirmek daha doğru olsa da hikayenin bu kadar diziyle iç içe olması ister istemez bizi bir kıyaslamaya götürüyor. O yüzden yazı biraz da bunun üzerinden ilerleyecek. Dizinin süre olarak geniş bir yelpaze sunduğunu kabul etmek gerekir.  Twin Peaks: Fire Walk with Me için bu durum bir dezavantaj oluşturuyor ve bundan en çok nasibini karakterler alıyor. Dizide kilit noktalarda yer alan karakterlerin filmde birer birer kayboluşlarını izliyoruz. Bilhassa Teresa Banks cinayetine de odaklanan Twin Peaks: Fire Walk with Me biraz da konunun dağılmasına bile vesile oluyor. Şöyle ki Teresa Banks cinayeti ne kadar önemli olsa da senaryonun Laura Palmer hakkında çok derinleşmeden bu konuya bu kadar vakit ayırması, gerekliliği hakkında soru işareti yaratıyor.

Twin Peaks - Fire Walk With Me

David Lynch dizinin başkahramanı olan Dale Cooper’ı da hikayeye eklemesiyle büyük bir kumar oynuyor. Fakat bu riskten bir yara almadan çıkan Lynch, bunu lehine bile çeviriyor. Özellikle dizide bir klasiğe dönüşen ‘siyah loca’ sahneleri filmde de bize göz kırpıyor. David Lynch’in tüm karizmasını taşıyan bu sahneler, sürrealist sinema adına akıllarda yer ediniyor.

Laura Palmer karakteri ise bu kadar telaşın arasında büyük bir handikapa uğruyor. Dizinin yarattığı beklentiden olacaktır ki ben karakter üzerinde büyük bir çıkmaz, baskı ve kararsızlık bekliyordum. Tahmin ettiğim yoğunluğu bir türlü hissedemeden filmin jeneriğinin aktığını gördüm.

Tüm eksikliklere rağmen film ile yine duygusal bir bağ kurabiliyoruz. Lynch’in elinden çıkma bir filmde tabi ki hayranlık duyduğum kısımlarda az değil. David Lynch sineması için bir aforizmaya dönüşen “muazzam sanat yönetimi ve müzikleri” elbette burada da işliyor. Angelo Badalamenti’yi yine iliklerinize kadar hissedeceksiniz.


 

Yazıyı Paylaş