Ida

Not: Yazıda spoiler mevcuttur.

Kelimeler kifayetsiz kalıyor, ortam buz kesiliyor, yutkunamıyoruz. Ida, ensemize yaklaşan bir soğuk nefes, midemize atılan bir yumruk oluveriyor. Afallıyoruz ama gözlerimiz hala üzerinde oluyor. Yas tutmamıza zaman bırakmıyor. Yalnızca hissediyoruz, hissettikçe biraz daha anlıyor, biraz daha kaskatı kesiliyoruz. Gözlerimizi ayıramıyoruz, sadece tanık oluyoruz.

2

Kasvetli ve isterikli bir yolculuğun tüm zifiri karanlığı Anna ve Wanda’nın üzerine bir sis gibi çökerken sadece kan bağı ikisini bir arada tutmuyor. Gün, onlar için yıllar yılı üzerlerine örtükleri sükuneti bozma günüdür. Geçmiş Wanda için bir yüzleşme, Anna içinse bir kimlik bulma meselesidir. Yegane amaçları uğruna soğuk bir duştan geçecek ve Polonya’nın savaş sonrası ürpertisiyle bir köşeye kaldırılmış meseleleri yeniden bir belleğe kavuşturacaklardır. Zaman ise artık önemini yitirmiştir.

Manastırda büyüyen rahibe adayı Anna yemin töreninden önce bir akrabasıyla konuşmak zorundadır. Hayatında hiç görmediği ve tek akrabası olan teyzesinin yanına gitmek için yola koyulan Anna hiç ummadığı bir gerçeği öğrenecektir. O da kendisinin Hristiyan olmadığı aslında Yahudi bir ailenin kızı olduğudur. Keza II. Dünya Savaşı sırasında ailesi katledilmiş ve kendisi de manastıra bırakılmıştır. Ve asıl adı Ida’dır. Şimdi teyzesiyle beraber ailesinin nereye gömüldüğünü bulmak için bir yolculuk önüne serilmiştir.

3

Anna kökenlerine doğru attığı her adımda, her solukta kozasından çıkan kelebek gibi özgürlüğün tadını almaya, farkındalığını keşfetmeye başlıyor. Ve her solukta Anna biraz daha Ida oluyor, kabuklarını soyuyor ve üzerindeki tozu silkeliyor. Ailesinin mezarını bulması hem kendisi için hem de teyzesi için bir önüne bakma meselesidir. Bu mazinin kanayan yarası onlar için bir öfke değil, bir kabuk tutma anıdır. Fakat elbette kaderin bu oyunu Anna’nın Ida’ya dönüşümünü tam anlamıyla sağlayacak, üstüne sinen hamlığı atmasına izin verecektir. Bu sıçramayı gerçekleştirmek için Wanda’nın durduğu yer oldukça önemli. Wanda’nın öyküsü filmin draması için güçlü bir kolon olsa da asıl görevi Ida’nın aidiyet duygusunun pekişmesi için bir köprü görevi görmek. Ortak kederleri ikisinin de önüne yeni patikalar getiriyor. Wanda bir ayazda misyonunu tamamlıyor. Bu püf durum Anna’nın kimliğine bürünmesi için gerekli dürtüdür. Ve Anna, Wanda’nın apartman dairesinde aidiyetini tamamlıyor ve Ida’ya dönüşüyor. Fakat duygusal olarak asıl bizi derinden sarsan Ida’nın tekrar Anna’yı tercih etmesi ve kilisenin yolunu tutması. Kimilerince muhafazakar kabul edilen bu sahne çokça şeye yorumlanabilir. Bu sahneyle beraber filmin bütünü boyunca Pawel Pawlikowski’nin polaroid görüntüler emsali durgun kamerası hareket etmeye başlıyor. Dünya bir anda duruyor, Anna hüzünle yürüyor, arabalar geçiyor. Anna’nın yaşadığı karmaşayı anlamak adına uğraş veren zihnimiz zonkluyor. Kim bilir belki bir teslimiyet, bir kolaya kaçış… Fakat biliyoruz ki Ida her zaman Anna’nın bir yamacında olacak. Çünkü değişim, kapıları arşınlamıştır.

4.5 Stars

 

Yazıyı Paylaş