Heli

Cannes Film Festivali’nde Amat Escalante’ye En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran Heli, Meksika’da gözlerden uzak bir ailenin, beklenmeyen olaylar neticesinde mahvolan hayatlarını mercek altına alıyor. Birçok mevzuya değinmeye çalışan ve bıçak sırtında olan film genel olarak istikrarlı bir çizgi çiziyor.

Gecenin zifiri karanlığında bir arabanın içinde dehşet ve korkunun müessiri altına girmişken “Şimdi Tanrı’nın lanetlediği bu toprakları daha iyi anlayacaksınız.” repliği zehir zemberek geceye doğru süzülürken belki de filmin hikayesini  özetleyen en iyi diyalogtur.  Seyirciye 105 dakikalık bir dizi melankoli nöbeti geçirtmeye niyetli olan yönetmenimiz büyük oranda istediğini elde ediyor. Çoğu yerde kamera kullanımının göz yetimizin yerini aldığı Heli, çarpık gerilimler üzerine kurulu görülmeye değer bir film.

1

Sevgi üzerine küçümsenmeyecek neticeler çıkarmaya çalışan Heli birçok yerde aşk denklemlerini çözümsüzlüğe sürüklese de bir o kadar da yüceltiyor. Heli’nin eşinin yaşadığı ‘yeni evlilik sendromu’ üzerinden cinsel ilişki tabanlı bir gerilim ve karakter çatışması yaratılıyor. Öbür yandan Estela’nın saf aşkı bütün olayların patlak vermesine sebebiyet veriyor.   Dolayısıyla Amat Escalante, Heli’nin ilişkisi ne kadar dibe sürüklense de yapıcılığına vurgu yapıyor. Öteki tarafta ise Estela’nın masum aşkının yıkıcılığıyla bizleri sarsıyor. Tüm bu zıtlıklar arasında genel olarak aşkı kutsayan bir çıkarım elde ediliyor.

Meksika’nın uyuşturucu trafiği ve yozlaşmış polis teşkilatını bir arka plan olarak kullanan yönetmen Escalante bu kavramlar üzerinde pek de derinlikli ilerlemiyor. Zaten bunun üzerinde durmasının bir manası olduğunu da düşünmüyor. Film sadece yanlış tercihlerin doğurduğu, korkunç sonuçlar üzerine bir öykü. İşkence sahneleri ise resmen bizi sınıyor. Teknik olarak bu sahnelerde birkaç sıkıntı gözüme çarpsa da bu sahnelerin seyirciyi derinden sarsacağı aşikar.

Akıl melekelerimizi finale doğru hepten yitirdiğimiz filmde, hem bizim için hem de Heli için nefretimizi kusacağımız  anlık bir rahatlama sahnesi var.  Bunun akabininde filmin başlarında eksik olan cinsellik, olaylardan sonra cinsel doyumsuzluğa dönüşüyor. Bundan fazlasıyla malzeme çıkarmaya niyetli olan yönetmen filmin finalinde bulduğu boşlukla karakterlerdeki doyumsuzluğa son vererek bu yöndeki tedirginliği ortadan kaldırıyor. Anlık bir rahatlığa kavuşurken son sahne yine biz de bir umutsuzluk hali yaratıyor. Sonuç olarak vicdan ve akıl sağlımızın tahribiyle baş başa kalıyoruz.

4.0 Stars

 

Yazıyı Paylaş