Boyhood

Zamanın bir kum saati misali akması beni her daim hüzünlendirmiştir. Sadece kendi yaşamımda geri dönüp baktığımda değil ayrıca bu konu üzerine yazılmış bir roman, söylenmiş bir şarkı ya da çekilmiş bir film ile karşılaştığımda girdiğim duygu girdabını kelimelere dökmek biraz zor. Belki bunun verdiği elzemdir ki Boyhood’un benim üzerimdeki etkisi değerli birkaç dosttan duyduklarım ve okuduklarıma nazaran daha büyük oldu.

Boyhood-DI

Gökyüzüne bakan 6 yaşındaki Mason’ı kadrajına alan Richard Linklater daha ilk solukta Coldplay’in Yellow şarkısını arka planda çalarak “Look at the stars, look how they shine for you” nakaratıyla Mason’ın önündeki koca bir yaşam için umutla zamanın perdesini aralıyor. Ve Mason’ın yaşamı hasbel kader misali zamanın acımasızlığıyla film şeridi gibi akmaya başlıyor. Tabii ki büyümenin getirdiği acı tatlı hatıraların birer birer vuku bulmasıyla Richard Linklater ‘bizden biri’ imajıyla Mason’ın hikayesini yoğuruyor. Ama en önemlisi Richard Linklater hiçbir büyük söyleme kalkışmıyor. Olanı geleneksel kalıpların dışına çıkararak meramını bizle paylaşıyor. Hiçbir şeyi baskın bir şekilde anlatmıyor ve üstüne basa basa bunların uzun bir aralıkta, anlık zamanlar olduğunu vurguluyor. Ve Linklater bizi Mason büyürken birçok kez hatırlanmayacak anlarla baş başa bırakıyor. Çoğu kez sıkıcı olan, hatırlanması gerekmeyen detaylarla…

boyhood3

Hikayenin mayasını tutturmak adına ebeveyn odaklı bir mecra yaratmaya çalışan Boyhood, orada bile ‘hikaye içinde hikaye’ anlatarak ayrı bir bağımsızlıkta ilerliyor. Özellikle Mason’ın annesinin hayatla itişip kakışması çok farklı bir hikaye olarak görülebilir. Ya da çocuklarına karşı misyonunu belirli aralıklarla yerine getiren babanın varlığı buna örnek verilebilir. Fakat her anlamda Boyhood anlattığı anlatıyı sadeleştiriyor ve keskin hatlardan uzak tutuyor. Bu yüzden hayatı tüm baskınlıklarıyla yaşadığımız bu coğrafyada Boyhood’un bizde bünyelere tesir etmesi zorlaşıyor. Çünkü her ne kadar Amerikan gençliğini anlatırken bilindik coming of age öykülerinin bütün materyallerini kullansa da bunu dramatikleştirmiyor ve aşırılaştırmıyor. Mason arada boş veriyor, üvey babasıyla problem yaşıyor, ilişkisine son veriyor, kafayı dağıtıyor… Fakat Richard Linklater bunları her zaman olağanlaştırıyor. Bir diğer yandan 12 yıllık gerçek zamanlı bir film olan Boyhood zamanla birlikte değişen kültür yansımalarıyla farklı bir deneyim oluyor. Müzik, siyaset ve edebiyat anlamında araya birbirinden farklı dipnotlar sıkıştırıyor.

Finalde günbatımını kadrajına alan Richard Linklater, Arcade Fire’ın Deep Blue şarkısıyla bir dönemi kapatıyor. Fakat film şeridi akmaya devam ediyor. Mason daha da büyüyecek ve hatıralarıyla birlikte her zaman hayatın bir köşesinde olacaktır.

4.0 Stars

Yazıyı Paylaş